"Ben iki kitap yazmadım, sekiz kitap yazdım. Yazı yazmayı son iki yıldır bıraktım. Nedeni de, Türk okuyucusuna bir türlü ulaşamamam, bu yüzden de okunamamam. Demek ki ben okuruma yakın olmayı beceremedim, bu yüzden çekilmeye yöneldim.” (1995)
Bu sözler, okuruyla bir türlü iletişim kuramamış, edebiyat çevreleri tarafından görmezden gelinmiş, hak ettiği değeri bir türlü görememiş, Türk edebiyatının kırgın çiçeği Selçuk Baran'a aittir.
Bir yazar için yazmak, kendi deneyimlerini, kendi duygularını, kendi hayal dünyasında kurguladığı hayatı birilerine aktarmak demektir. Yazmak bir ihtiyaçsa, okunmakta bir ihtiyaçtır. Çünkü yazarı, yazmaya teşvik eden en önemli unsur, okunur olmasıdır. Yazarın en güzel ödülü de budur.
Selçuk Baran hiçbir zaman politik topluluklara dahil olmamış, yayıncı sermayedarlarla ilişki içine girmemiş, kimseye dalkavukluk etmemiş, kendisine edebiyat çevresinde yer açmak için birilerin kapısına yamanmamış, hiçbir zaman hırs etmemiştir. Diğer medyatik yazarlar gibi sürekli göz önünde olmayı değil sadece yazmayı isteyen kendine özgü, gerçek bir sanatçı olarak sessizce yalnızlığına çekilmiştir.
1996 tarihinde son yazdığı Güz Gelmeden romanı basılmayıpta geri çevrilince bu bardağı taşıran son damla olur. Anlar ki; hep bir umutla yıllarca beklediği, kendisini anlayacak, bir okur kitlesi yoktur ve malesef ki; yaşadığı bu hayal kırıklığı, yazmayı tamamen bırakma kararı almasına sebep olur. Bir yandan da Özel hayatında ki acılar, mutsuzluklar, çalkantılar, edebiyatın kırgın çiçeğini ölümüne yıpratmıştır. Gerek kocasının ihanetleri, gerek kızlarının kendisine yönelik öfkeleri, Selçuk Baran'ı Alkole doğru itikler. Yalnızlığına, acılarına karşılık alkole sığınır. Bir kaç kez tedavi görmüş olsada alkolü bırakamaz ve 4 Kasım 1999