İngiliz mitolojisinin en büyük efsanesi Kral Arthur destanının en silik ama en dramatik hikayesine sahip Shalott'un Leydisi Elanie;
Leydi Elaine, Camelot yakınlarında bir nehrin ortasında bulunan Shalott adasına hapsedilmiştir. Bu adada bir kulede dokumacılık yapmaktadır. Ancak Elaine kuleden çıkarsa, hatta camdan dışarı bile bakarsa ölmekle lanetlenmiştir. Dış dünyayla tek bağlantısı pencereden dışarının yansımasını izlediği aynasıdır. Halılarına aynadan yansıyanları dokur, görebildiği sınırlı dünyayı böylece ölümsüzleştirir. Kuleden çıkmadan günlerini yalnızca dokuma yaparak geçiren Leydi Elanie, bir gün şarkı söyleyen bir ses duyar. Bu kişi,Kral Arthur'un yuvarlak masa şövalyelerinden biri olan Lancelot'tur.
Shalott'un leydisi Elanie, aynasından dışarıya bakar ve atının üstündeki Lancelot’u görür ve Lancelot'tan çok etkilenir. O kadar ki; kendini tutamayıp pencereye koşar, şövalyeyi görebilmek için... Dışarı baktığında aynanın çatladığını fark eder ve lanetin gerçekleşmeye başladığını anlar ama öleceğini bilebile yine de kuleden çıkar ve nehirde duran bir kayığa atlar. Umutsuzca Camelot şehrine, şövalye Lancelot'a ulaşmaya çalışır. Nehirde bir süre yol aldıktan sonra lanet gerçekleşir ve son nefesini verir güzel Elaine. Kayık Camelot’a yaklaştığında içinde ölü bir kadın görenler bakmaya gelirler. Gelenlerin arasında uğruna öldüğü Lancelot da vardır. Her şeyden habersiz olan
Lancelot, Elaine’e bakar ve ne kadar güzel bir kız diye düşünür, ama her şey için artık çok geçtir...
Halsizlik var üzerimde Shalott Leydisi,
Her halinde sevmenin gölgesi
Öte yanda zambakların sesi.
Bana bakar dururlar, yapraklarını aralarlar.
Üzerime hüznün çöktü Shalott Leydisi,
Yağmurla beraber güneş batıyor.
Kayboluyorum, göremiyorum seni
Yoldaki çakıllar bizi
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dostoyevski 1867 yılında bir günlüğüne Basel'de konaklar. Budala romanının yazılışını derinden etkileyecek olan Holbein'ın Mezarda ki İsa'nın Bedeni adlı eserinin sergilendiği müzeyi ziyaret eder. Hamile karısı Anna Grigoriyevna'nın hatırladığına göre Dostoyevski sersemlemiş bir şekilde tablonun önünde kalakalmıştır. Yüzünde altüst olmuş ve korku dolu bir ifadeyle resmin önünde aynı noktaya kilitlenmiş olarak 20 dakika geçirir.
Dostoyevski, Fonziva'ya yazdığı mektubunda; Bir insan bana Mesih'in gerçeğin dışında olduğunu kanıtlasa bile, ben yine de gerçek yerine Mesih'in yanında olmayı seçerdim
Dostoyevski'nin Sibirya'da sürgünde geçirdiği yıllar ona acı, aşağılanma, yalnızlık ve depresyon dolu yıllara mal olacaktı ne var ki, yaşadığı bu acı, entelektüel yaratıcılığının ve insan psikolojisine ilişkin derin anlayışının kaynağını oluşturacaktı. Kötülük ve suçluların zihniyetiyle defalarca yüzleşme fırsatı oldu.