Ne için yaşadığını bilmiyorsan, her günü öyle veya böyle yaşamış olmak için yaşarsın. Bir günü daha geçirdiğin, akşam olduğu için sevinirsin ve gece rüyanda da o günü ne için yaşadığını, yarını ne için yaşayacağını kendi kendine sıkıntılar içinde sorarsın.
O zamanlar hep şöyle diyordun: "Hayat düşünce ve emektir..." Bilinmeyen, karanlıkta kalan ama hiç ara vermeyen ve yapması gerekeni yaptığı bilinciyle ölen emektir hayat... Ne dersin? Hangi köşede yatıyor senin bu emeğin?
Sevincinin hazzını, yol kenarından kopardığı bir çiçeğin, elinde solana dek ona tattırdığı hazzı tadar gibi tadar, sonra atardı. Yani, her zevk kadehinin dibindeki acı damlayı içmezdi.
Yaşam hemen yanı başlarında durgun bir ırmak gibi akıyordu, yapmaları gereken, bu ırmağın kıyısında oturup çağırmadan kendiliklerinden sırayla gelip önlerinden geçen kaçınılmaz olayları izlemekti.