Berke Nihat ŞAKRAK

Balzac'ın bir kahramanı dünyayı boyunduruk altına almak ister,Dostoyevski'nin kahramanı ise onu alt etmek. Her ikisinde de günlük yaşamın üstüne çıkma gayreti,sonsuzluğa doğru bir yönelim vardır. Dickens insanlarının hepsi mütevazıdır. Tanrım,ne istiyor bunlar?
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Ama işte o anda derinlerden bir söz yükselir,kalabalığın üzerinde yumuşak bir şekilde süzülür,fırtınalı bir deniz üzerinde süzülen bir güvercin gibi. Tatlı bir şekilde söylenir,ama anlamı büyüktür,söz kutsaldır:"Dostlarım,hayattan korkmayın." Bu sözün ardından bir sessizlik doğar,ürpertiyle dinler derinlik ve o süzülür,bütün acıların üzerinde süzülür,ses konuşmayı sürdürür:"Sadece acı sayesinde hayatı sevmeyi öğrenebiliriz." Acının en büyük avuntusu olan bu sözü kim söylüyor? İnsanların en acılısı,kendisi,Dostoyevski.
Toplum içindeki savaşın muharebe alanlarındakinden daha az acı olmadığını ilk defa göstermiş olmak Balzac'ın gururudur:"Benim burjuva romanlarım sizin tragedyalarınızdan daha trajiktir!"
Ama dünyayı fethetmek Balzac'ın gençlik rüyasıydı ve hiçbir şey gerçekleşen çocukluk hayallerinden daha müthiş değildir. Napolyon'un bir resminin altına şunu yazması boşuna değildir: "Onun kılıçla sona erdiremediğini ben kalemle tamamlayacağım."
Bütün yaşamım boyunca başka zamanlara ve başka yerlere ilişkin bir farkındalığım olagelmiştir. İçimdeki öteki kişilerin hep farkındayım. Sözüme güven,sen okuyucum olacak kişi,sen de öylesin.