Çaresizce savaşır hala soğuk
Kasım geceleriyle yeşil giysisi için
Ağacım.Sever giysisini, kederlidir,
Taşımıştır yapraklarını neşeli aylar boyunca,
İster ki kendinde kalsın.
Ve yine bir gece, yine
Zorlu bir gün, Ağaç bitkin düşer,
Mücadeleyi bırakır, verir dallarını
Yorgun argın yabancı iradenin eline,
Sonunda yenilir büsbütün.
Ama şimdi gülüyor, sarı kızıl renklerle
Ve dinleniyor mavilikte büyük keyifle.
Yorulup bıraktığı için kendini ölüme,
Sonbahar, o merhametli sonbahar,
Donattı onu yeni görkemle.
Küçükken de meraklıydım doğanın acayip biçimlerini seyretmeye ama gözlemcisi değildim, kendine özgü büyüsünün, girift derin dilinin meftunuydum.
Ağaçların uzun, fosilleşmiş kökleri, kayaların renkli damarları, suda yüzen yağ lekeleri, camdaki çatlaklar; bunun gibi şeyler eskiden nasıl da büyülerdi beni, her şeyden önce de su, ateş, duman, bulutlar, toz, özellikle de gözlerimi kapadığımda daireler çizen renk lekeleri. (…)
Dünya Savaşı’nın boğucu anısı bu şekilde atlatılıyor herhalde.Aşırı sorunsuz, Amerikan özentisi, gürbüz bebek kılığına girmiş bir oyuncudur iyimserlik modası, aşırı aptal, inanılmaz mutlu ve mütebessimdir, her gün yeni çiçeklerle süslenir, yeni film yıldızlarının resimleriyle, yeni rekorların rakamlarıyla.Tüm bu büyüklenmelerin anlık olması, tüm bu resimler ve rekorların sadece bir gün sürmesi kimsenin umurunda değil, ne de olsa bunlara hep yenileri ekleniyor.Biraz fazla pohpohlanan bu aptalca iyimserlik yüzünden savaş ve ıstırap, ölüm ve acı sadece kuruntudan ibaret zırvalıklar olarak görülüyor ve herhangi bir dert ya da sorunun lafı bile edilmiyor.