Edebitiyatral Hatıralar

Edebitiyatral Hatıralar
@Fevziteoman
ARŞİV
Ferhan Şensoy'un kaleminden Kalemimin Sapını Gülle Donattım'da okuduğumuz Ayı İsmail'i gelin bir de Rasim Öztekin'den okuyalım. =) Geleneksel Mektebi Sultani pilav gününde Rasim Öztekin ile Ayı İsmail arasında geçen diyalog: - Oğlum Rasim! Orda burda millete anlatıyormuşsun, bokunu çıkarma. Onlar okulda kalan olaylar, ben artık işadamı oldum, belli bir prestijim var. Senin yüzünden iş toplantılarında saygınlığımız kalmadı. Ulan eskiden anılarımı anlatan bir Ferhan (Şensoy) vardı, bir de sen çıktın başıma, dedi. - Estağfurullah abi. Sizin ne kadar hergele, ne kadar fırlama, ne denli piç olduğunuzu anlatıyoruz, bi şey yok ki, diyecek oldum, daha da sinirlendi. - Oğlum, ben yabancı ortaklıklarla ve yabancı şirketlerle iş yapıyorum. Bu saydığın sıfatların hiçbiri onlarda meziyet değil. =)) Gelin bir de anılardan gözlemleyelim Ayı İsmail'i. Ayı İsmail bu felsefenin ışığında sabah derslerini asmanın rahatlığı içinde yatakhanede uyurken, saat 12.00 dolaylarında dışarıdan gelen gürültülerle uyanmış. Pencereden dışarı baktığında, küçük sınıfların yeni tayin olmuş bedenci Nedim Hoca nezaretinde 29 Ekim törenlerine hazırlandığını görmüş. İzcilerin trampet ve trompet seslerinden uyumak mümkün değil. Pencereden yarı çıplak beline kadar sarkarak aşağıya seslenmiş: "Şşiişştt! Hooop! Nedim! Nedim! Toparla çocukları doğru içeri. Çalışma bitmiştir." Okula yeni tayin olan Nedim Hoca bakmış ki, yatakhane bölümünden yarı çıplak -üstelik vücuttaki kıllardan deri gözükmüyor-belden boyuna kadar 'doğal triko' bir tip, emir veren bir sesle ona sesleniyor. Olsa olsa müdür muavinlerinden biridir, öğrenci olacak değil ya diye düşünüp, "Peki efendim," diye yanıt veriyor ve çocukları toparlayarak çalışmayı bitiriyor ancak bir hafta sonra o tipin müdür muavini değil de, öğrenci Ayı İsmail olduğunu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Pembe önlüğünü takıp mutfağa yemek yapmaya geçmiş adam gibi adam.
"Eşim ile evlendiğimiz zaman yemek yapmayı bilmiyordu. Benden öğrendi ama, şimdi benden iyi yemek yapıyor".
Aziz Nesin anlatıyor...
“1951'deki açlık grevi sırasında Nazım Hikmet’i İstanbul’a hastaneye getirmişlerdi. Ziyaretine gittim. O sırada şiirlerimi takma isimle yazıyordum. Şiirlerin benim olduğunu anlamış. Bunları bir daha yazma diye beni uyardı. Yazıların çok güzel, yazmaya devam et ama böyle şiir yazma dedi. Ben yıllar sonra onun ne demek istediğini anlayabildim. O şiirlerde kendi kişiliğim yoktu. Şimdiki şiirlerimde kendi kişiliğim var. Tam 35 yıl sonra 1987’de şiirlerimi yeniden yayımladım.”
Muhsin Ertuğrul çok büyük hocaymış doğrusu.
Erol Günaydın anlatıyor...: – Bir aksesuvar yeme hikayeniz var orada... – Onu unuttum bak, atladım. Yine Kleopatra'nın Mezarı'nı oynuyoruz. Birinci perdede bulgur pilavı ve pide çıkıyor. Yobaz büyücü var, büyüler yaparak define arayan adam. Bunun karnı acıkıyor, çaktırmadan bulgur pilavıyla pideyi yiyip orucu bozuyor, kaşığı atıyor, kapanıyor perde! Herkes gidiyor. Ben hemen arkadan dalıyordum, o bulgur pilavıyla pideyi yiyordum. Çünkü oyun bittikten sonra Ankara'da yiyecek yer yok; bir-iki yer var ama lüks, çok pahalı olur oralara gidersen. Ben de o aksesuvarları altlık yapıyordum ki tutsun. Missouri'ye gidiyorduk hep ama yiyecek yok orada, şarap marap vardı ancak. Neyse beni orada gördüler, "Ulan çocuk, ne yapıyorsun sen! O aksesuvar, yenir mi" diye söyleniyorlar. Ne aksesuvarı mis gibi bulgur pilavı! Tabii herkes evine gidiyor çünkü onlar Ankaralı. Ben oteldeyim, gece 12'de kim verir bana yemek? O zamanlar daha da yokluk içindeydi Ankara, memur şehri. Şeref Gürsoy başladı, "Bu çocuk aksesuvar yiyor" diye dalga geçmeye. Sonra bir akşam geldim baktım ki bulgur pilavı sıcacık çok güzel, pide sıcak, yanında bir de irmik helvası çıkmış. Ay bir yedim onları, bir hoşuma gitti. Ertesi gün, "Muhsin Bey seni çağırıyor" dedi Mefkûre Hanım; kalktım gittim."Eyvah" dediniz tabii.Dur. Gittim Muhsin Bey'e. "Aksesuvar mı yiyorsun sen" dedi. "Yok hocam orada çıkan bulgur pilavıyla pideyi yiyorum" dedim. "Dün akşamki nasıldı" dedi. "Vallahi çok güzeldi bir de irmik helvası çıkmaz mı" dedim. "Ben senin için aşçıya emir verdim en iyi yağlarla yapılıyor, sıcak pide yolluyorum, daha başka bir şey istiyorsan söyle yaptırayım, ağzının tadıyla ye. Bunlar bilmez, aktör dediğin böyle olur" dedi. "Sağ ol" dedim, çıktım. – Oh, aksesuvarlar da daha kaliteli oldu! – Tabii. Muhsin
"Halka sırtını dönen, gönlünü açan adam"