FEY

FEY
Hayata nasıl mı bakıyorum… İçime ve duvarlara bakmaktan fırsatım olmuyor. (Paylaştığım hiçbir şey beğenilsin diye değildir.)
Durgunluğumu sana borçluyum. Üstelik bunu ödeyebilecek bir enerjim de yok.
Reklam
Ayşe - 4.Bölüm / Tabii
─ ...Dedim ki ben bu hikâyeyi tek başıma yazmışım. ─ Bak birader, sevdâ dediğin şey acayip oyunbazdır. Hele bir de seni istemeyen birinin peşine düşersen o zaman yandın demektir. Aklını kalbine rehin verirsin; unutayım dersin unutamazsın, atayım dersin atamazsın. İnsanı yer bitirir, ilikler, tüketir. Bak ben kendi adıma hâlâ o hesabı ödüyorum. Onun için, sen sen ol, bu yola girmeden önce iyi düşün. Bu çıkmaz sokakta tabelayı yolun sonuna koymuşlar çünkü.
Ayşe - 3.Bölüm / Tabii
─ Aah, bütün gün hayatın anlamını kovaladık. Meğerse hayatın bizden haberi bile yokmuş.
Ayşe - 2.Bölüm / Tabii
Ayşe Şasa: ─ Zweig der ki, "Yanlış zamanda doğmak en büyük trajedidir." Âtıf Yılmaz: ─ Bence asıl soru şu: "İnsan yanlış zamanda doğduğunu nasıl anlar?" Ayşe Şasa: ─ Belki de yanlış zamanda doğmak diye bir şey yoktur, belki de zaman insanlara göre bir şey değildir zaten. Âtıf Yılmaz: ─ Doğru. İnsan zamana uymaya çalıştıkça kendini devamlı eksik hissediyor. Peki... Ya hiç bir zamana uymayanlar... Yani nereye giderse gitsin, kendini fazlalık gibi hissedenler? Ayşe Şasa: ─ Belki de içine düştüğümüz en büyük yanılgı sığabileceğimiz bir yer olduğunu hayâl etmemiz. Bazı insanlar hiçbir yere yerleşememek için vardır ya da varlıkları ancak hiçbir yere ait olmadıklarında anlam kazanır. Âtıf Yılmaz: ─ Bir boşluğun içinde var olmak gibi sanki. Ayşe Şasa: ─ Ya da bir boşluğun içinde yok olmak gibi.
Ayşe - 2.Bölüm / Tabii (Kemal Tahir sahnesinden)
─ Bizim memlekette entelektüelin kaderi böyle işte. Maskaralık edersen alkış alırsın, ciddî bir şey söylersen kimse yüzüne bakmaz.
Reklam