Nitekim herhangi bir ideolojide, ona inandığını söyleyen kimsenin o ideolojiyi uygulayıp uygulamadığını kimse umursamıyor, ama İslâm söz konusu olduğunda, kendisine Müslümanım diyenden Müslümanca yaşaması, Müslümanca tutum ve davranışlarda bulunması bekleniyor.
Evet, psikiyatr hanımı getirdiler. Özel bir klinikte çalışıyormuş, çok cici bir hanım. Böyle güzel ve gencecik bir hanım; fakat rengi sapsarı. Yüzünün hatları sanki geriye çekilmiş gibi gergin ve çok mutsuz bir görünümü var.
Neler konuştunuz?
- Biraz hoşbeşten sonra, huzursuzluğunu izhar etti. "Neniz var, bir anlatsanız!" dedim. Dedi ki "Her şey boş geliyor. Baktığım her yerde büyük bir boşluk görüyorum. Hiçbir şeyden lezzet alamıyorum!" Baktım ki çok karamsar, kötümser bir hâl içinde. Neler okuduğunu sordum. Nietzsche ve Schopenhauer okuyormuş. "Haa, sizden bir ricada bulunayım. Bunlar iyi hoş da... Nietzche ve Schopenhauer bir müddet için kenarda dursun lütfen. Siz dinimizi öğrenmeye çalışın. Işık dinimizden gelecektir. Size kuvvetle dinimizi öğrenmeyi tavsiye ediyorum!" dedim.
Çokları gibi ben de televizyon haberlerini izlerken dehşete düşüyorum. İnsanın en mülevves haliyle karşılaşıyoruz orada, ürküntü veren ve iyiliğe duyduğumuz inancı sarsan haberler, pek çoğumuzu yılgınlığa sürüklüyor. Ama mesela gazetelerin üçüncü sayfaları bir süre sadece iyilik haberleriyle bezense, haber bültenlerinin arasına insanın ümit ve iyilik hislerini besleyen gerçek olaylar serpiştirilse nasıl olurdu?