Adını ilk okuduğumda beni çeken bir şey var bu kitapta demiştim. Okuduğumda seveceğime büyük bir inanç ile başladım ve yanılmadığımı bilmek çok güzel. Masalsı, efsanevi, büyülü bir dünyayı hayatın bu kadar gerçekliğinde işlemek mükemmel bir tezat ve uyum sağlamış.
Okurken aşkı, inancı, dostluğu, aile bağlarını ve en önemlisi hırsı sorgulama fırsatım bolca oldu. Her yanlışın bir başka yanlışın başlangıcı olduğunu, yanlış bir tercihin peşinde sürüklenmenin nelere mal olabileceğini iliklerime dek hissettim.
Her sayfa tahmin edilemez yeni bir yolculuğa çıkardı beni, okurken kelimeler boğmadı, her cümle tek başına bile çok şey anlattı bana.
Bu kitabı okumadan önce Simyacı Simyacı ve A'mak-ı Hayal Amak-ı Hayal kitaplarını okumuş olmak bana bakış açısı kazandırdı diyebilirim. Sanki bu üç kitap aynı diyarın kitapları ve bir şekilde birbirlerini çağrıştırıyorlardı.
Olmayacağı varmış olmamış. Olacağı vardıysa kesin olurdu. Ne oldu ki, ne olacak. Olsun. Olacak olan zaten istesen de istemesen de olacaktır. İşte ben de olamıyorum. Nasıl oluyor diye sorarsan onu da bilmiyorum. Bilsem bile olacak olanın önüne geçmezdim, çünkü olduran ben değilim, ben olduranın oldurduğuyum.