Bilimsel bir şeydir bu, insan öleceği tarihi babasına bakarak hesaplar. İşte bu hesaba göre benim geçen yıl 19 Kasım’ da ölmem gerekiyordu ama maalesef ölmedim Ziya. İnsan ölemeyince ölemiyor.
Biz gittik, onlar kaldı. Hep öyle oluyor, birileri gidiyor ve ötekiler kendi halinde, kendi içinde, iki büklüm, yorgun, takatsiz kollarını uzatıp tutundukları o gevşek bağlar da ellerinden kayıp gitmiş olarak kalakalıyor. Birbirinin içine baka baka, sınana tartıla edinilmiş, biriktirilmiş, benimsenmiş, razı gelinmiş haller, bir daha gün yüzü görmemecesine derinlere saklanıyor, tavan arasında, meşakkatli yokuşlarda, tehlikeli dönemeçlerde aşınıp, dağılmaya terk ediliyor.
Zihnimde, ardımda bırakacağım mektubu tasarlıyorum. Bir mektup bırakmalıydım ardımda. Birilerinin okuyacağı, okuyunca gözlerinin dolacağı güzel, etkili bir mektup. Korkularımı da yazar mıydım, bilmiyorum, çünkü korkunun kendisiydim bir bakıma.