Yanıt vermedi. Sessizlik ısrardır, derler mahkemelerde. Belki bir hakimin karşısında değillerdi, ama yine de önünde diz çöktükleri bir hayat vardı ve o sessizliği yalvarmanın bir biçimi olarak öğretmişti onlara.
Bir oteli yönetmekle bir kurumu, bir işletmeyi, bir ülkeyi yönetmek aynı şeydi aslında. İnsan kendini, olanaklarını tanımaya, gerçek sorumluluğun ne olduğunu anlamaya başlayınca bocalıyordu, dayanamıyordu. Ülkeleri yönetenler iyi ki bilmiyorlardı bunu; yoksa bir otel yöneticisinin yapabileceğinden çok daha büyük hasarlar yaparlardı yeryüzünde.
Keçecilerin sonuncusu. İstanbul’dakini saymıyordu. Doğduğu konağı unutmuştu o; beş yıl önce dedelerinden kalan iki dükkanı satmaya geldiğinde yukarıları görmeye bile çıkmamıştı. Onlardan, bu konakla ölülerden başka bir şey yoktu artık kasabada. Yüzyıllar önce gelip yerleşmişler.