"Bu hayat, bu şeyler benimdir," diyen herkes yanılmıştır. Boş bir inançtır bu. Hayatını ölümün elinden kurtaramayan insan, bu benim hayatımdır deme hakkına sahip değildir. İnsan yalnızca şunu söyleyebilir: "Bu hayat bana sadece verilmiştir.”
Olmamış hadiseleri olmuş gibi düşünmek. İşte insana özgü bir özellik daha. İnsanın kendisine yaptığı kötülüklerin başlangıç noktası aynı zamanda. Belki de en büyük kötülüklerden biri. Umutsuzluğun, karamsarlığın, dünyanın iyi ve tekin olmadığı hissinin çıkış noktası.
Muhayyileyi dış dünyanın acı verici gerçekliğinden kaçmak için bir sığınak
haline getiren kişilerin çoğu, yoğun boşluk ve değersizlik hissi
içindedirler. Bu, tehlikeli bir duruma dönüşebilir. Çünkü bu kişiler, kurdukları sınırsız hayallerin verdiği hazzın esiri olurlar.
Muhayyile, bu haliyle insanı yutar. Dünyayı unutmak için sadece geçici bir fayda sağlar. Muhayyileden sıyrılıp dünyaya geri
dönüldüğünde, gerçekler insana çok daha acı verici ve dayanılmaz görünür. Gökdelenin ellinci katından zemin kata inmek gibidir bu.
Bir de, 'ya kaybedersem, ya olursa' şeklinde özetlenebilecek, bir olasılık olarak hissedilen kaybetme duygusu var ki bu durumda yaşadığımız şey de ,kaygı. Kaygı, kaybetme ihtimalinin duygusu. İnsanın daha olmamış olan yani aslında olmayan bir durum için, 'ya olursa' diye kaygılanması bana çok garip gelirdi, bunu hiç anlayamazdım. Sonra sen,
insanın neredeyse hayatının çoğunu geçirdiği yerin muhayyile olduğunu söylediğinde anlayabildim ancak.