#k:1033. SPOİLER İÇERİR!!
İhsan Oktay Anarın bu kitabını okurken devamlı gerçek ne diye kendimi sorgularken buldum. Şu an var olmadığımı, bir düş ürünü olduğumu düşünüp, çoğu kez dalıp gittim. Eğer bu düş ise bu hayat için fazla zahmete girmenin ne anlamı vardı, hiçbir şey yapmadan otur dedim. Bu defa amaçsız olmanın ürkütücülüğü beni son derece korkuttu. Şimdiki varlığımın, hayatımın düş olmasını istemedim ve düşündüğüm az önceki düşüncemden korkarak uzaklaştım. Tekrar kitaba daldım. Beni aldı götürdü. Uzun İhsan Efendi'nin isminin geçtiği her yeri heyecan içinde okudum. O benim için en ilgi çekici karakterdi.Bu kitabı okurken kafamı kurcalayan birkaç kısım oldu. Osmanlıyı tam olarak doğru anlatıp anlatmadığı konusunda düşünmeye başladım. Pek bir tarih bilgim olmadığından bu kafamdaki soruya cevap bulamadım. Aklımı kurcalayan ilk soru şuydu :İstihbaratı humayun bu kadar önemli işi devletten nasıl gizli yaparlardı, evet o da devletin bir parçasıydı ve en önemli birimlerinden biriydi ancak nasıl olurda herhangi bir karargahtaki yeniçerileri bir kaleye saldırmaya gönderebiliyordu, o zamanın padişahı bunlardan haberi elbette oluyordu. Bunlar nasıl sadece sahte mühür ile böyle bir kararı verebiliyordu.Orayı anlamış değilim.
İkinci soru ise şuydu :Dilenci loncasında ki cerrahların Anadolunun uzak kesimlerinden getirilen çocukların kollarını, bacaklarını sakat bırakarak, dilencilere benzetilmeye çalışılıp loncaya alındığını okuduğumda buna da çok şaşırdım, bu teşkilat suç örgütü olmuş da saraydakilerin bundan haberi yok muydu?
Kafama takılan sorular bunlardı, hikayemize geri dönelim. En sevdiğim bir diğer karakter Kubelikti. Kendisi çok güzel yazı yazan, müsvedde leri temize çekmekle görevli biriydi. İçkiye mübtela olunca, falakaya yatırılıp ceza alıyor. Bir, iki, üç... Bu