Bir korkunun içinde yaşıyorum. Zamana hapsolmuşum gibi hissediyorum. Sanki özgürlüğü unutmuş bir tutsağım. Gidecek yolum da yok kalacak yerim de. Arafta bir yerde. Gülemiyorum, ağlayamıyorum. Bomboş hissediyorum, bomboş…
Şimdi ilerisi yok, varacağım bir yer yok. Ezberimde bir kaç eski şarkı, dolanıp duruyor kafamın içinde. Unutmak istiyorum, nafile.
Şimdi geri dönmek yok, tekrar başlamak yok. Tek bir hayatım var ben onu sanki boşa harcamışım. Şimdi, şimdi de yok.
Bunu ben halledemem.
Kitaplar, filmler halledemez. Şarkılar, şiirler halledemez. Anlamsız bakışlar, boş gülüşler halledemez. Bunu ancak sen halledebilirdin. Sen de halletmek istemedin..
Artık hayat anlamsız. Her şey öylesine. Öylesine zaman geçiriyoruz, öylesine yaşıyoruz. Mutluymuş gibi yapıyoruz.
Zaten mutluluk var mı?
Artık küçük mutluluklarla kendimizi avutacağız.
Küçük mutluluklara sığınacağız, hayatın bize sunduğuyla yetineceğiz. Savrulacağız. Sanki hiç ait olmamış gibi, hiç sevilmemiş gibi yaşayacağız.
Tüm kalbimle inanıyorum ki, gerçekten mutluluk var. Bizden çok uzakta değil, ama asla ulaşamayacağımız bir yerde.
Zamanın bile ötesinde bir yer var. Orda her şey yolunda. Tüm hayallerimiz oraya ait. Gerçeklikten soyutlanmış tüm masallar orda yaşanıyor. Orda zaman bile yok. Biz ise burda zamana sahibiz sanıyoruz.
Nilgün Marmara'nın intihar mektubu, geçtiğimiz senelerde yayınlanmış. intiharından sonra eşi; ‘Şiir yazdığını bile bilmezdim, bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı’ demiş. İşte bu kadar basit her şey, anlaşılamamak birbirine en yakın iki insan arasındaki derin bir uçurummuş..."