Fatma Gamze

Fatma Gamze
Biz bu dünyanın anılarıyız.
Öğretmen
Yüksek Lisans (EY)
226 okur puanı
Eylül 2018 tarihinde katıldı
9/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Bu kitabı bitirdiğimde bir süre elimde tuttum, kapağını kapatmaya acele edemedim. Çünkü Gece Yarısı Kütüphanesi okurken değil, bittikten sonra asıl etkisini gösteren bir kitap. Noranın yaşadığı o “hiçbir yere ait hissedememe” hâli, sanırım birçok insanın hayatında en az bir kez durup baktığı bir yer. Keşkeler, yarım kalmış ihtimaller, “başka bir yol seçseydim ne olurdu?” sorusu.. Kitap tam da bu sorunun etrafında dönüyor. Her kitap bir başka hayat, her hayat başka bir ihtimal. Okurken şunu fark ettim: Dışarıdan bakınca mükemmel görünen hayatlar bile içeriden eksik, yorucu ve kırılgan. Aslında sorun yanlış hayatı yaşamamız değil; yaşadığımız hayata sürekli başka hayatların penceresinden bakmamız. Matt Haig bunu öyle sade bir dille anlatıyor ki, bazı cümlelerin altını çizmeden geçemedim. Kitap bana şunu hissettirdi: Hayatımızda değiştiremediğimiz şeyler kadar, fark etmediğimiz güzellikler de var. Ve bazen sadece yaşadığımız hayatta kalmayı seçmek bile büyük bir cesaret. Bu da bana hep şunu düşündürüyor; “Belki de yaşadığım hayat, tüm eksiklerine rağmen, hâlâ yaşanmaya değer.” Kitabı okurken kendime sorduğum bazı sorular oldu, mesela ben Noranın yerinde olsaydım benim Araf’ta durduğum yer neresi olurdu acaba? Ya da hangi vazgeçtiğim kararım beni şu an olduğum yere getirdi. Bu ihtimaller dünyası elbette sandığımızdan daha çok yoruyor bizi ama insan düşünmeden edemiyor işte.. Aynı soruyu siz de kendinize sorun lütfen. Belki aynı Araf’ta buluşuruz :) Hayatını sorgulayan, kendini başkalarıyla kıyaslayan, geçmişte verdiği kararları sık sık düşünen herkesin kendinden bir parça bulacağı bir kitap. Ben buldum. ^-^
Gece Yarısı KütüphanesiMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202598bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·224 syf.··
2024 17. kitabı
Daha önce incelemesi olmayan bu kitap için özellikle inceleme eklemek istedim çünkü bu kitap benim Eğitim Yönetiminde Kuram ve Yaklaşımlar dersimin final ödevi. Öncelikle bu kitabı final ödevi olarak bize okutan ve gerçekten Eğitim yönetimi alanını genel anlamıyla bize aktaran değerli hocam Prof. Dr. Selahattin Turan’a teşekkürlerimi sunuyorum. İzhar Oplatka: Eğitim Yönetiminin Mirası kitabı, eğitim yönetimi ve liderlik konularında tarihsel ve kavramsal bir çerçeve sunarak, bu alanın hem teorik hem de pratik yönlerini ele alıyor. Kitap, eğitim yönetiminin nasıl evrildiğini, bu süreçte hangi etkilerin ön plana çıktığını ve gelecekte bu alanın nasıl bir yol izlemesi gerektiğini tartışıyor. Kitaba gelecek olursak; Oplatka, eğitim yönetiminin tarihsel gelişimini ele alarak bu alanın temel dinamiklerini incelemektedir. Özellikle sanayi devriminden itibaren, eğitimin toplumların ekonomik ve sosyal kalkınmasındaki rolüne odaklanmış ve eğitim yönetiminin tarih boyunca sürekli değişen sosyal, politik ve kültürel bağlamlardan etkilendiğini savunmuştur. Kitap, eğitim yönetiminin yalnızca bir uygulama alanı olmadığını, aynı zamanda disiplinler arası bir teori geliştirme çabası içerdiğini vurgular. Eğitim liderliğinin, organizasyon teorisi, psikoloji ve sosyoloji gibi farklı disiplinlerden nasıl faydalandığını anlatır. Bu, liderlerin karmaşık problemleri anlamasına ve çözmesine yardımcı olan bir yaklaşım sunar. Oplatka, liderliğin sadece bir yönetim becerisi değil, aynı zamanda etik bir sorumluluk olduğunu savunur. Eğitim liderlerinin hem bireysel hem de toplumsal düzeyde dönüşüm yaratabilmesi için adalet, dürüstlük ve empati gibi değerlere sahip olması gerektiğini ifade eder. Bu noktada liderlik kavramını, yalnızca sonuç odaklı değil, süreç odaklı bir anlayış taşır. Kitap,
Eğitim Yönetiminin MirasıIzhar Oplatka · Pegem Akademi Yayıncılık · 20163 okunma
Puan vermedi·141 syf.··
2024 16. kitabı
Okulsuz Toplum, Ivan Illich’in toplumun okul ve eğitim sistemine bağımlılığını eleştiren radikal bir kitap. Illich’in görüşleri, eğitimin bireylerin özgürce gelişimini engelleyebileceğini ve onları toplumun standartlarına uymaya zorlayabileceğini savunur. Eser, eğitim sistemini eleştirmekle kalmaz, aynı zamanda bireylerin yaşam boyu öğrenmeyi kendileri yönlendirmelerini önerir. Illich, okulların asıl işlevinin “eğitim vermek” değil, bireyleri belli normlara göre şekillendirmek olduğunu savunur. Ona göre, okullar belirli değerleri ve otoriteye itaati öğretir, öğrencileri bağımsız düşünme ve sorgulamadan uzaklaştırır. Bu açıdan, eğitim sistemi bireyin özgürlüğünü kısıtlayan bir toplumsal kontrol aracı olarak görülür. llich, okul sisteminin bilgiyi tek bir kaynaktan - müfredattan - sağladığını ve bilgiye erişimi sınırlandırdığını düşünür. Oysa ki, Illich’e göre bilgi her yerde mevcut olabilir ve insanların eğitim almak için belirli bir kurumda olmaları gerekmez. Illich, eğitimin sadece okullarda verilmesi yerine toplumun her alanına yayılması gerektiğini savunur. Örneğin, kütüphaneler, müzeler, çalışma atölyeleri ve online platformlar gibi kaynakların, bireylerin kendi öğrenme süreçlerini daha bağımsız bir şekilde yürütmelerini sağlayabileceğini öne sürer. Bu “yaygın eğitim” modelinde bireyler, ihtiyaç duydukları bilgiye kendi yollarıyla erişebilirler. Illich, bireylerin ilgi alanlarına göre bir araya gelerek öğrenmelerini sağlayacak bir sistem tasarlar. Bu sistem, insanların kendi bilgi birikimlerini paylaşabildiği ve uzmanlıklarını birbirlerine aktarabildiği bir “öğrenme ağı” kurmayı hedefler. Bu ağ sayesinde bireyler, öğrenim süreçlerini kendileri belirleyerek çok daha etkili bir öğrenme deneyimi yaşarlar. Illich’in görüşleri oldukça radikal ve dönemin okul sistemine
Okulsuz ToplumIvan Illich · Şule Yayınları · 20184,928 okunma
Puan vermedi·114 syf.··
2024 15. kitabı
Macbeth William Shakespeare’in en karanlık ve trajik eserlerinden biridir. Eser, insanın güç, hırs ve kader karşısındaki zayıflığını ve bu zaafların nelere mal olabileceğini etkileyici bir şekilde anlatır. Oyun, ahlaki çöküşün ve vicdan azabının izlerini sürerken aynı zamanda bireyin iç dünyasındaki çatışmaları gözler önüne serer. Macbeth karakteri, en belirgin şekilde aşırı hırsın ve güç arzusunun simgesidir. Başlangıçta sadık bir asker ve kralına bağlı biri olarak görülse de, cadıların ona verdiği kehanetlerden sonra büyük bir değişim geçirir. Hırsı, onu önce Kral Duncan’ı öldürmeye, ardından da iktidarını korumak için her türlü suçu işlemeye sürükler. Bu durum, insanın güce sahip olma arzusunun ne kadar yıkıcı olabileceğini gösterir. Macbeth, suçlarını işledikçe vicdanı tarafından rahatsız edilir. Kral Duncan’ı öldürdükten sonra “Bu elleri bir daha temizleyemem” demesi, işlediği suçun ağırlığının farkında olduğunu gösterir. Eşi Lady Macbeth de suçluluğun pençesinden kurtulamaz. İlk başta güçlü ve kararlı görünse de zamanla işlediği suçların ağırlığı altında ezilir ve aklını kaybeder. Oyun boyunca kader ve özgür irade arasındaki çatışma önemli bir temadır. Macbeth’in yaşadığı trajedi, büyük ölçüde cadıların ona verdiği kehanetlerle başlar. Ancak bu kehanetlerin gerçekleşmesi, tamamen onun özgür iradesiyle yaptığı seçimlere bağlıdır. Macbeth’in trajik sonu, insanın kaderine ne kadar yön verebileceğini ve yanlış seçimlerin nelere yol açabileceğini sorgular. Macbeth, insanın içindeki karanlığı, hırsın ve suçun getirdiği vicdan azabını etkileyici bir şekilde işler. Shakespeare’in diğer trajedilerinden farklı olarak, burada ahlaki yozlaşma ve bireyin kendi seçimleriyle nasıl bir yıkıma sürüklendiği vurgulanır.
MacbethWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202529,5bin okunma
Zigguratlar, insanın gökyüzüne yükselen hayalleridir.
9/10
·416 syf.··
2024 14. kitabı
·
"Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk" kitabı tarihî ve aşk temalarını bir araya getiren bir romandır. Babil'in mitolojik atmosferi ile Osmanlı İstanbul'unun tarihi dokusunu harmanlayarak okuyucuya zengin bir anlatım sunar. *"Aşk, insanı tanrılara yaklaştıran bir sırdır. Babil’in göklerinde yükselen Zigguratlar gibi, aşk da ruhumuzu yükseklere taşır."* Bu alıntı, kitabın temel temalarından birini, yani aşkın yüceliğini ve insan ruhuna etkisini ele alır. İskender Pala, aşkı tanrılara yaklaştıran bir sır olarak tanımlar. Bu ifade, aşkın insanın iç dünyasında ne kadar derin ve güçlü bir etkisi olduğunu vurgular. Aynı zamanda, Babil’in ünlü Zigguratları ile aşkı karşılaştırarak, aşkın insanı yükselten, yücelten bir güç olduğunu belirtir. Zigguratlar, gökyüzüne doğru yükselen tapınaklardır ve bu yükselme, insanın manevi yükselişini sembolize eder. İskender Pala'nın bu benzetmesi, okuyucuya aşkın mistik ve manevi yönlerini düşündürür. Ayrıca, tarihî ve kültürel öğeleri bir araya getirerek okuyucuya zengin bir görsel ve düşünsel deneyim sunar. Yazar, aşkın hem bireysel hem de evrensel boyutunu ele alarak, okuyucunun kendi aşk deneyimlerini de sorgulamasına olanak tanır. Kitabın genelinde, aşkın tarihsel ve kültürel bağlamlardaki yansımaları, karakterlerin içsel yolculukları ve insan ilişkilerinin karmaşıklığı derinlemesine işlenir. Bu alıntı, kitabın genel ruhunu ve mesajını yansıtması açısından önemli bir örnektir. "Zaman, kendi içinde bir döngüdür ve her döngüde insan, kaderinin peşinde bir yolculuğa çıkar." Bu alıntı ise, kitabın temel felsefi temalarından birine değinir: zaman ve kader. İskender Pala, zamanı bir döngü olarak tanımlar, bu da tarihin, olayların ve duyguların tekrar eden doğasını vurgular. Bu bakış açısı, hem Babil hem de İstanbul'un tarihî ve kültürel
1000Kitap
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşkİskender Pala · Kapı Yayınları · 200423,5bin okunma