"Nikolay gibi insanlar, onurlarının kırıldığını anlar da sabırları tükenirse, biliyor musunuz neler olur? Kan fışkırır göklere dek, ve kızıl bir sabun köpüğü gibi, yeryüzünü kaplar..."
"Benimle tartışılmaz zaten, ben tartışmasını bilmem ki!" diye homurdandı Nikolay ve gözlerini yere indirdi. Andrey, devam etti: "Ben, şöyle düşünüyorum: Her birimiz, kırık cam parçaları üzerinde, yalınayak yürümüşüzdür. Her birimiz, içimizi sıkıntı bastığında, şu anda senin yaptığın gibi düşünmüşüzdür..."
Vesovşikov, ağır ağır:
"Bunu bana söyleyemezsin!"dedi. "Ruhum kurt gibi uluyor içimde!..."
"Zaten bir şey söylemek istemiyorum ki! Bütün bildiğim şu ki, geçecek bu durumun. Belki tümüyle geçmez ama yine de geçecek!
Gülmeye başladı. Nikolay'ın omuzuna vurdu: "Kardeşim, bu, çocukluk hastalığıdır. Kızamık gibi birşey. Hepimiz geçiririz bu hastalığı. Güçlüler daha hafif geçirirler, güçsüzler biraz daha ağır. Bu hastalık, bizim gibilere tebelleş olur. Yani istediği şeyi bulan ama yaşamı anlamayan, yaşamda alacağı yeri göremeyen kimselere. İnsan, kendi türünün tek örneği olduğunu sanır. Güzel bir meyve, herkesin ısırmak istediği körpe bir salatalık gibi. Anlıyor musun ne demek istediğimi?"
Nikolay, başını salladı:
Belki anlıyorum! ancak inanmıyorum!
Küçük Rusyalı'nın mavi gözleri, üzüntülü ve sıcak bir anlatımla okşuyordu Vesovşikov'un kindar bakışını.
"Sana hiç bir karşılık veremeyeceğim!" dedi.
"Yüreği kanayan bir insanla tartışmaya kalkmanın, onu sinirlendirmekten başka bir işe yaramadığını bilirim, kardeş!"
Küçük Rusyalı, Nikolay'ın yanına oturdu. Tatlı bir sesle:
"Hastasın sen, Nikolay'cığım!" dedi.
"Hasta mı! Siz de hastasınız.. Yalnız, sizin önemsiz acılarınız benimkilerden daha derin görünüyor gözünüze. Herkes, rezilin teki der karşısındaki için. Ben söylüyorum işte bunu. Ya sen, sen ne karşılık verebilirsin bu dediğime?"