Bu insanlar yaşamın onları her zamanki ağırlığıyla ezmesine alışmışlardı ve herhangi bir iyileşme beklemedikleri için her türlü değişikliğin yaşamlarını yalnızca daha da zorlaştıracağını düşünüyorlardı.
Burada yaşam her zaman böyleydi,yıllar bulanık bir sel gibi ağır ağır bir yerlere doğru akıp gidiyordu, geçmişin aynı düşünce, davranış alışkanlıklarına bütünüyle,sımsıkı bağlıydı. Kimse de bu yaşam biçimini değiştirmeyi denemek istemiyordu.
İnsanların arasındaki ilişkide en belirgin olan duygu,öfkeyi kışkırtan duyguydu. Bu duygu, bedenlerin iyileştirilemez,kökleşmiş bir yorgunluk duygusu gibiydi. İnsanlar, içlerinde babalarından kalıtım yoluyla onlara geçmiş bu duyguyla geliyorlardı dünyaya ve bu duygu onları amaçsız acımasızlığa iğrenç olaylara yönlendirerek mezara kadar kara bir bölge gibi kalıyordu içlerinde.