Biraz geçtikten sonra: "İnsanların üzerinde gerçekten kötü bir etkiniz mi olur, Lord Henry?" dedi. "Basil'in dediği kadar kötü?"
- "İyi etki diye bir şey yoktur, Bay Gray. Bütün etkiler ahlâk dışıdır... bilimsel açıdan ahlâk dışı.", - - "Niçin?".
"Çünkü birini etki altında bırakmak ona kendi ruhunu aşılamaktır. O artık kendi doğuştan düşünceleriyle düşünmez, ya da kendi doğuştan tutkularıyla yanmaz olur. Erdemleri kendine özgü değildir. Günahları -günah diye bir şey varsa ödünç alınmadır. Başkasının türküsünün yankısı olur. Yaşamanın amacı kendiliğinden gelişmedir; herkesin kendi yaradılışını gerçekleştirmektir. Biz bu dünyaya bunun için gelmişizdir. Bugün insanlar kendilerinden korkuyorlar. En büyük ödevlerini -insanın kendine karşı olan ödevini- unutmuşlar. Acınacak durumdalar, elbette. Evet, açı doyuruyorlar, yoksulu giydiriyorlar ama,kendi ruhlari açlıktan ölüyor, çırılçıplak kaliyor.Biz insanlarda yüreklilik diye bir şey kalmadi..
"Oysa, bir insan yaşantısını bütünüyle, tümüyle yaşayacak olsa, bütün duygularına biçim verecek, bütün düşlerini gerçekleştirecek olsa, bence dünyaya öyle taptaze bir sevinç gücü gelir ki Ortaçağ'dan kalma bütün bozuklukları unuturuz, insana değer veren çağların ülküsüne döneriz... belki ondan daha yüce, daha zengin bir ülküye. Yabanilerin suçlunun ötesini-berisini kesmeleri geleneği bugün de insanın kendini yadsıması biçiminde sürüp gidiyor ki bu da yaşantımızı biçimsizleştiriyor. Kendimizi yadsımanın cezasını çekiyoruz. Boğmaya çalıştığımız her istek beynimizde büzülüp kalıyor, bizi zehirliyor. Vücut bir kez günah işler, günahını da unutup gider, çünkü eylem bir biçim arınmadır. Ondan sonra, zevkinden başka bir şey kalmaz. Bir istekten kurtulmanın tek yolu onu yerine getirmektir. Karşıkoyunca, ruh kendine yasak ettiği şeylere duya