Esra ipek

Arablardan bir kadın, getirdiği birtakım eşyaları Kaynuka oğulları pazarında sattıktan sonra onlardan bir kuyumcunun dükkanına oturdu. Yüzünü açmasını istedilerse de kadın kabul etmedi. Bu sefer kuyumcu, onun elbisesinin bir tarafını sırtına iliştirdi. Kadın ayağa kalkınca, avreti göründü ve bunun üzerine güldüler. Kadın feryad edince müslümanlardan bir kişi kuyumcunun üzerine atılarak yahudi kuyumcuyu öldürdü. Diğer yahudiler de hücum ederek o müslümanı öldürdüler. Müslümanın akrabaları,müslümanları yahudilere karşı yardıma çağırdı. Müslümanlar oldukça öfkelendi, onlarla Kaynuka oğulları arasında kavga çıktı. ( İbn Hişam, Sîre, -er-Ravdu'l-Unf ile birlikte-, 3/137.) O kadının attığı feryadı, duyan kulaklar ve çarpan yürekler işitti. Bu yüreklerdeki kanlar gayret ve haysiyetle yoğrulmuştu. Bu feryadı erkek suretindeki kimseler değil, gerçek yiğitler duydu ve imdada koştu. İşte o tarihten itibaren müslümanların nefislerinde namus için imdada koşmak derinlere kök saldı. Kadının namusu, şeref ve haysiyeti himaye altındadır. Yardım istediği takdirde milyonlarca müslüman onun imdad çağrısına koşar. Onların her birisi, her müslüman kadını bizzat kendi namusu gibi bilir. İsterse akide bağı dışında onunla hiçbir ilişkisi bulunmamış olsun. ...Ya şimdi! Nice feryad karşılık görmemekte, suskun sistemlerin duvarlarına çarpıp geri dönmektedir.İlk neslin o önder insanları ölüp gitti. Mut'asım'ın nesli de ölüp gitti, artık Mut'asım da yok. Müslüman kadınların feryadları karşılıksız, cevabsız kalmakta. Harekete geçen bir kıskançlık yahut galeyana gelen bir kan artık yok.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Muhammed el-Gazali şöyle diyor: İslam ümmeti nasıl olursa olsun hayatını sürdürme gayesini güden; yaşamak için gerekli olan şeyleri elde ettiği sürece nereye gittiğine aldırış etmeyen ve rahatı yerinde olunca başka şey aramayan bir ümmet değildir. Örnek İslam toplumu hiçbir zaman bu şekilde düşünülemez.Müslümanlar, kendilerinin Allah'la olan bağlantılarını belirleyen, hayata bakış tarzlarına açıklık getiren, içerideki işlerini özel birtakım prensiplere göre düzenleyen ve dışarıyla olan bağlantılarını belirli hedeflere göre yönlendiren belli bir inanca sahip kimselerdir.
NOTLARIM İnsan çoğu zaman put deyince, kırılmış taşları, yıkılmış heykelleri hatırlar. Oysa bu kitap, insanı çok daha ürkütücü bir gerçekle yüzleştirir: En tehlikeli putlar, kalbin içinde saklananlardır. Kişi Allah’a iman ettiğini söyler, diliyle tevhidi ikrar eder; fakat kalbiyle bazen gücüne, bazen ameline, bazen de insanların takdirine yaslanır. İşte bu yaslanma, fark edilmeden kalpte yeni putlar inşa eder. 📌 Hiç kimse Allah’tan müstağni olamaz. Çünkü insan; nefesine, kalbinin atışına, aklının çalışmasına bile sahip değildir. Allah Teâlâ ise “O yorulmaz ve O’nu uyku almaz.” Kulu ayakta tutan her an yalnızca O’dur. İnsan kendini yeterli görmeye başladığı anda, farkında olmadan rububiyet sınırına yaklaşır. Bu yüzden müminin diliyle beraber kalbi de şunu söylemelidir: La havle ve la kuvvete illa billah – Güç ve kuvvet yalnızca Allah’tandır. Bu cümle, sadece bir zikir değil, bir kulluk bilincidir. İnsan bir işi başardığında, bir konuma geldiğinde, bir zorluğu aştığında bunu kendinden bilirse, kalbinde sessizce bir put büyümeye başlar. Çünkü başarıyı kendine mal etmek, nimeti vereni unutmaktır. ⚠️ Şirk büyük bir zulümdür. Üstelik bu zulüm her zaman secde edilen bir heykel şeklinde ortaya çıkmaz. Bazen bir kalp bağı, bazen bir güven noktası, bazen de bir övünç cümlesi olur. Kalbin Allah’tan başkasına dayanması, O’ndan başkasına güvenmesi de şirkin başka bir yüzüdür. Çünkü kalbin yöneldiği şey, insanın gerçek ilahıdır. 🕳️ Bu bölümde özellikle gizli şirk üzerinde durulur. Gizli şirk, insanın çoğu zaman kendinde fark etmediği ama amellerini içten içe çürüten bir hastalıktır. Ameli Allah için yaptığını söyleyip, insanların görmesine sevinmek; takvasıyla bilinmekten hoşlanmak; dindarlığıyla itibar kazanmak… Bunların hepsi, kalbin aynasında beliren ama kolay fark