İlk olarak birbirleri ile hiç ayrılmamış ve bunu hiç bir şekilde dile getirmemiş iki arkadaş, verilen kararlar, ayrılan yollar. Bir kere ayrıldı mı yollar herkes bir yere savruluyor ve hiç bir zaman birbirinize karşı ilk duygular gibi hissetmiyorsunuz .İki arkadaşın tesadüfi karşılaşmalarında garip yabancılık ve her şeyi kabulleniş. Irmağı karşıdan karşıya geçerken ki sorgulamalar zaten ana tema. Hayat da ırmak gibi sürekli akıp gidiyor, istesende istemesende. Bireysel olarak düşünüldüğünde suyun önüne engel koymak ne kadar mümkün değilse, hayatın akışına engel olmak da o kadar mümkün değil. Her bir düzenin içine girdiğinde ortama ayak uydurması, yaşadığı yeri benimsemesi, dünyevi her şeyi merak etmesi hayatın akışıydı. Başını kaldırıp bir kadına bakmaz iken ve kendisine öğretilenlere karşı direnmek istese de sonuçta insan faktörü nereye kadar. Günah işlemenin verdiği haz, para hırsı, hep daha fazla, hep daha fazla isteme, sonu yok, doygunluk yok, bir gece de kazanıp, bir gece de kaybedilen onlarca para. Bu yaşayış tarzına önem vermemesini sadece merak ve arayış olarak görüyoruz. Aslında bir arayış içerisine girdiğimizde hedefe ilerlerken neleri kaçırıyoruz? İstemesek veya kabul etmesek de yaşadığımız çevreye maalesef ayak uydurmak durumunda kalıyoruz, kabul görmek tek düşünülen bu. İnsanın kendini anlaması, yaptıklarını sorgulaması için belli bir birikmişliğin olması gerekiyor, ne zamanki duraklama dönemine geçiliyor asıl kendini bulma veya kabullenme o zaman başlıyor. Çünkü yaşantımızda yaptığımız her şey tek tek bize geri dönüyor. Siddhartha'nın geri dönüşte kayıkçı Vasudeva ile yaptığı sorgulamalar sonuç kısmına yaklaşılan en anlamlı kısım, yaşının ilerlemesi, bir oğlunun olduğunu öğrenebilmesi için kamala ile tekrar karşılaşması Hayat işte bir şekilde o bağı