Bir ilişki yalnızlık korkusuyla değil, bilinçli bir tercihle başlamalıdır. İnsan, sevdiği ve isteyerek bağlandığı biriyle bir birliktelik kurduğunda bu bağ, güven ve karşılıklı saygı temelinde var olur. Ancak ilişkilerde duygusal bağımlılık, aslında sevgiyle değil, güvensizlik, onay ihtiyacı ve kaygıyla şekillenen psikolojik bir olgudur. Bu durumda birey, partnerinden sürekli onay bekler ve ilişki memnuniyeti azalır; güç dengesi bozulur.
Bağlanma teorisi, insan ilişkilerinin temel dinamiklerini anlamamızda çok güçlü bir çerçeve sağlar. John Bowlby ve diğer araştırmacılar, çocukluk döneminde kurulan bağlanma stilinin yetişkinlikte romantik ilişkilerde nasıl davranacağımızı etkilediğini gösterir. Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, hem kendilerine hem de partnerlerine güven duyarak daha sağlıklı ve doyurucu ilişki ilişkileri kurarlar. Buna karşılık kaygılı veya güvensiz bağlanma stilleri, aşırı yakınlık arayışı ya da duygusal mesafe yaratma gibi dengesizliklerle sonuçlanabilir.
Araştırmalar, ilişkide özerklik (autonomy) ve bireysel kimliğin korunmasının ilişki doyumu üzerinde doğrudan etkisi olduğunu göstermektedir. Romantik ilişkilerde her iki tarafın da günlük yaşantısında kendi değerini ve özgün benliğini koruması, hem bireysel tatmini hem de ilişki tatminini artırır. Bağımsız davranabilen çiftlerde, güvenli yakınlık sağlanırken tehlikeli bir bağımlılık döngüsü oluşmaz
Bağımlılık kavramı burada önemli bir ayrım gerektirir:
*Bağlılık, iki bireyin birbirini desteklemesi ve birlikte gelişmesine izin vermesidir.
*Bağımlılık ise bir tarafın diğeri olmadan işlevini sürdürememesi, kendi kimliğini ve yaşamını ikinci plana atmasıdır. Bağımlı ilişkilerde benlik algısı zayıflar, birey kendi ihtiyaçlarını görmezden gelir ve bu durum uzun vadede psikolojik sağlığı olumsuz