Gürleyen dalgalar var
moleküllerden oluşan dağlar,
hepsi aptal bir şekilde kendi işine bakıyor
birbirinden ayrı trilyonlarcası
birlik içinde beyaz köpükler oluşturuyorlar
Çağlar, çağlar önce
herhangi bir gözün görebileceğinden çok önce
yıllar boyunca
tıpkı bugünkü gibi kıyıları dövdüler.
Ama kim için, ne için?
Ölü bir gezegen üzerinde
eğlendirecek tek bir canlı yokken...
Asla dinlenmediler
Güneş tarafından üretilen
ve uzaya savrulan
fevkalade enerji onlara işkence etti.
Bir pire, denizleri kükretiyor.
Denizin derinlerinde
tüm moleküller
ta ki karmaşık yeni moleküller oluşana kadar
birbirlerini tekrar eden desenler üretiyorlar.
Kendileri gibi başkalarını yapıyorlar
ve yeni bir dans başlıyor.
Boyut ve karmaşıklık arttıkça
yaşayan canlılar
atom kütleleri
DNA, protein
daha da karmaşık bir desen oluşturuyorlar.
"Adine, çocuğum, sen hayattan ve insanlardan çok fazla şey bekliyorsun. Kendi mutluluğunu engelliyor- sun ama. Hayatta her şeyin bir bedeli var, en fazla da mutluluğun. Benno'nun istediği bazı şeyler sana uymuyor olabilir. Günümüz kadınlarına erkeğe hizmet etmek zor geliyor, ama bana inan ki, bizim için en iyisi bu ve ben sevgili baban için bunu her zaman yaptım. Uzun vadede hiçbir erkeği bize hükmeden bir erkeği sevdiğimiz kadar sevemeyiz."
"Ah, anne, buna inanmak isterdim."
Ne var ki, bütün bu durum yine de gerçek, sahici bir yaşantı değildi; benim yarattığım ve Benno'nun sadece inandığı bir şeydi bir görüntüydü yalnızca, bir resim, bir düş, bir hiçti.
Benno yanıt vermedi. Kapının eşiğinde sessizce du- rarak bana bakıyordu. Bakışları üzerimdeki fildişi ren- gi yünlü giysiye takılmıştı ve ağır ağır yüzüme doğru kaydılar. Benno'nun çehresiyse solgun ve tuhaf görünüyordu.
Dudaklarının arasından bir ses süzüldü, bir söz- cük değil, sadece hafif, kısa bir ses- ve daha onu en- gellememe, ayağa kalkmama fırsat kalmadan önümde halının üstünde diz çökmüş, gözleri kapalı kollarını uzatarak bana sarılmış, ellerime, boynuma, kucağıma öpücükler yağdırmaya başlamıştı bile.
Beni bırakmadan, sarılışını gevşetmeden, bana ne- fes aldırmadan öpüyor, öpüyordu. Öylesine bir şid- det ve gözü kararmışlıkla öpüyordu ki sevgisiyle beni neredeyse hırpalıyordu. Hararetten bitkin düşmüş ve susuzluğunu gideremeyeceğinden korkan birinin su içmesi gibi öpüyordu. Sanki ölümden kurtulacakmış gibi tarifi imkânsız bir istekle öpen birinin minneti, he- yecanı ve özlemiyle öpüyordu.
Hiç kıpırdamadım, ona direnmedim de. Bir karşılık vermeden hareketlerine yavaşça uyum gösterdim. Hayretle karışık bir merhametle uzun, çok uzun bir zaman isteksiz bir güçle bastırılmış bir tutkunun patla- dığını ve körlemesine doyum aradığını hissediyordum. Onun bu delice öpücüklerine boyun eğerken içimde mucizevi bir duygu, çok sevecen, neredeyse annece bir duygu uyandı - ağlayan bir çocuğa gülümseyerek do- yuran ve besleyen göğsünü açan bir annenin kendini verişi gibi.