Ynsmr

Sokaklarda devirmece Amerikan futbolu oynadığımızda da durum aynıydı. Bütçe halka açık oyun sahaları yapılmasına izin vermiyordu o günlerde. O denli serttik ki sokaklarda devirmece futbol oynardık. Biri üstüne uçup seni asfalta devirdiği zaman derin soyulur, kemiklerin incinir, bir yerlerin kanardı ama hiçbir şey olmamış gibi ayağa kalkardın.
Reklam
Daha çok yazları giderdik kumsala. Akşam yemeğine geç kaldığımızda evdekiler şikayet etmezlerdi. Tabanlarımızın su toplamasına da ses çıkartmazlardı. Ayakkabılarımızın topuklarının ve tabanlarının aşındığını fark ettiklerinde yerdik fırçayı. Topuk, taban ve yapışkan almaya yollarlardı bizi. Ucuzdu.
Çalmazdık, paylaşırdık!
Franky Roozvelt Başkan’dı, işler biraz daha iyiye gidiyordu ama Bunalım yıllarıydı hala, babalarımız işsizdi. Üç kuruş cep harçlığımızı nereden bulurduk bilmiyorum ama yere çimentolanmamış nesnelere karşı gözümüz keskindi. Çalmazdık, paylaşırdık. Ve yaratırdık. Paramız olmadığı için zaman geçirecek şeyler yaratırdık -kumsala yürüyerek gidip gelmek bunlardan biriydi.
Kadınlardan konuşur, arabadan indiklerinde bacaklarını dikizler, geceleri sevişen bir çift izlemek ümidi ile pencerelerden içeri bakardık. Bir kez olsun izleyemedik ama. Bir keresinde yatakta bir çift gördük, adam kadının üstüne çıkmıştı ve nihayet, diye geçirmiştik içimizden ama kadın adamı üstünden itip, “bu gece canım çekmiyor,” dedikten sonra adama sırtını dönmüştü. Adam bir sigara yakmış, biz de başka pencereler aramak üzere yürümeye başlamıştık. “Nasıl iş bu, benim kadınım bana hayatta sırtını dönemez!” “Benimki de! Ne biçim erkekti bu?”
Eski karısı onu hiç düşünür mü, diye geçirdim aklımdan. Düşünmediğine karar verdim, düşünse bile onun düşündüğü gibi düşünmediği kesindi. Dünya babalık gibi acı çeken zavallılarla doluydu.
Reklam