Hayır, biz insanoğulları için gerçekten özgür olmak, korkularımızı ve inanışlarımızı bir yana bırakabilmek, yaşamın her anında seçimlerimizi kim olduğumuza, ruhumuzun derinliklerinde bizim için asıl önemli olan şeyin ne olduğuna uygun olacak biçimde yapabilmek hiç de kolay şey değildir.
Ancak asıl özgürlük insanın içinde bulunduğu durumdan gelmez; gerçek özgürlük kendi kendimize verdiğimiz özgürlüktür ve o kendi başına var olur, insanın varoluşu kavrama, hayatını yaşama biçimidir. Ya özgürüzdür ya da değilizdir. Eğer özgürsek, hangi bağlam içinde olduğumuz bir şeyi değiştirmez. Bunu anlayabilmek için insanları birazcık gözlemleyebilmek yeterlidir. Kimileri kural delisidir, kendilerine bir adım dışarı çıkma izni tanımazlar, gündelik yaşamlarında kendilerini sürekli baskılar altında tutan, kendi kendilerine en acımasız patronların bile çalışanlarına dayatmayacağı türden talepler çıkaran mükemmeliyetçilerdir. Bir de bunun tam aksi olanları tanıdım, özgürlüğü kendini bırakmışlıkla karıştıran, tembelliklerinin kölesi olarak televizyonun karşısındaki kanepede birer zombiye dönüşen, en küçük fikirlerini bile tasarıya dönüştürmekten aciz olan ve hatta kimi zaman herhangi bir şeyi gerçekleştirme isteğini bile yitirmiş kişileri. Kimileriyse kendini haz arayışlarında yitirmişlerdir, şekere, alkole ya da cinselliğe bağımlı olmanın cehennemine batmışlardır aslında. Gerçekten özgür müdürler? Başkalarının fikrine ya da bakışına fazlasıyla önem vererek sonunda bunun kölesi olmuş insanlar da tanıdım. Tıraş olmadan ya da saçlarını şampuanlamadan evden çıkmayı, biraz fazla kilo aldıkları için plaja mayoyla gitmeyi ya da kız gibi görünmemek için sinemada film izlerken ağlamayı kendilerine yasaklayan insanlar… Bana gelince, bütün bu kusurların hepsinden birazcık biriktirmeyi başarabilmiş bulunuyordum.
Hem zaten yaşamım boyunca ne zaman acele bir karar vermem gerekse hep değişiklik yapmamaktan yana olmuştum. Yakalanacak fırsatların sonradan başıma bela olacak rahatsızlıklara dönüşmesinden kuşkulanmıştım. Ama belki de bu yüzden yaşamım biraz fazla düzenli ve dolayısıyla da biraz sönük kalmış olabilir miydi?
“Sezgi, beş duyumuzla elde edebilmemiz mümkün olmayan bir bilgiyi elde etmemize olanak veren bir zihin yetisidir. Göremeyeceğimiz, duyamayacağımız, dokunamayacağımız, koklayamayacağımız, tadamayacağımız bir şeydir.”