Onun saçları hafif kırlaşmıştı, saygın bir görünümü vardı, ne tür bir saygınlıktan söz ettiğimi anlamışsınızdır. Bir grup Meksikalı ile hiç pancar toplamamış ya da ayyaşlar koğuşuna on-on beş kez düşmemişti. Ya da sabahın altısında, saat on ikide sıcaklığın kırk beş derece olacağını bildiği için gömleksiz limon toplamamıştı. Sadece yoksullar biliyordu hayatın anlamını; varsıl ve güvencede olanlar tahmin edebilirlerdi ancak.
Ve o Salı yarışlarda yüz kırk dolar kazandım. Bir kez daha rahat aşık, üçkağıtçı, kumarbaz, ıslah olmuş pezevenk ve lale yetiştiricisi kimliğime büründüm. Arabayı yavaşça park yerime sürdüm. Akşam güneşinin tadını çıkararak. Sonra arka kapıdan eve girdim. Kathy bol soğanlı ve soslu köfte pişiriyordu, tam sevdiğim gibi. Eğilmiş fırına bakıyordu, sarıldım arkadan.
“Ooooo…”
“Hayatım…”
“Söyle.”
Elinde kocaman, damlayan bir kaşıkla duruyordu karşımda. Elbisesinin yakasından içeri bir onluk soktum.
“Bir şişe viski almanı istiyorum.”
“Tabii, tabii.”
“Birkaç tane de puro. Yemeğe ben bakarım.”