Bir inek için dövüşen iki boğa. Sıska bir inek üstelik. Ama Amerika’da genellikle kaybeden kapıyordu ineği. Analık içgüdüsü? Daha yüklü cüzdan? Daha uzun kamış? Allah bilirdi…
“Orospu çocuğuna karımdan uzak durmazsa onu öldüreceğimi söylediğim halde eve giriyorum ve kanepemde oturuyor, kendi evimde. Sen olsan ne yaparsın?”
“Bu işi mülkiyet davasına çevirdiğinin, farkında mısın? S.ktir et. Unut gitsin. Çek git. Bırak onları orda.
“Sen öyle mi yapardın?”
“Otuz yaşından sonra -her zaman. Kırk yaşından sonra daha da kolaylaşıyor. Ama yirmili yaşlarımda delirirdim. İlk yanıklar fena acır.”
Hepsi açlıktan ölüyordu. Amaç için. Hyans ve karısı ölmüyorlardı ama, iki katlı bir evde yaşıyor, çocuklarından birini özel okulda okutuyorlardı. Baba vardı bir de Cleveland’da, Plain Dealer’ın üst yöneticilerinden, para bok gibi.
Çok önemliydi yaptıkları iş -senin varlığını yok sayacak kadar insanlıktan uzaktılar. İğrenç insanlardır gazeteciler -tuvaletlerden kadınların aybaşı bezlerini toplayan kapıcılarda daha çok ruh vardır -doğal olarak.