Çocuklar sağlam bir zemin arıyordu büyümek için. Dünyanın tekinsiz halleri karşısında yanlarında durunca kendilerini emin ellerde hissettikleri birini. Onları bırakmayacak, onlara "Merak etme, ben buradayım" diyecek biri. Gönülsüz ebeveynlik bir çocuğun başına gelebilecek en fena şeydi.
Okula dönmek, hayata yeniden bağlanmak oldu onun İçin. Üniversiteye döndükten sonra sanki ilk gençliğine de geri döndü. Okuduğu okulları, duvarlarındaki sıva çatlaklarından sıralarındaki zımpara ve vernik izlerine kadar belleğine sevgiyle kazımıştı. Sınıfların kışlarını ayrı, baharlarını ayrı sevmişti. Forma giymekten bile tek bir gün dahi yüksünmemişti. Okul sevgisi, neredeyse en başından beri, onu öğrencilikle öğretmenlik arasında bir alana çekmişti. Arkadaşlarının nasıl olup da okul denen yuvaya karşı aynı sevgiyi hissedemediğini bir türlü anlayamamıştı. Çehov'un oyun kahramanları, çalışmaktan söz açıldığında gözlerini yaşartan bir sevince kapılır ya hani, insanın bilemeyeceğini ama bilebileceği günler gelene kadar çalışabileceğini, insanı sadece çalışmanın kurtarabileceğini söylerler ya, bu duygunun Filiz'deki karşılığı okul ve ders çalışmak olmuştu. Filiz'e göre insanın bu hayata bağlanabilmek için icat ettiği en iyi şey çalışmaksa, ikincisi de okuldu. Ders çalışmak, okumak okumak okumaktı.
Peki niye sertleşti bu kadar? Ağır kaldırmaktan olabilir mi? Hayatın ağırlığını bir başına üstlenip kaldırmaktan kas yapan, hani neredeyse duvara dönen yeri belki de kalbi. Yıllar var ki birine adamakıllı açılamadı bu kalp. Açılamıyor artık. Selim Melim, hepsi hikaye.
Oysa bilseydi ki hiçbir erkek çaresiz kalmadıkça terk ettiği kadına dönmez, belki bırakmazdı şarkı söylemeyi. O daha mutlu olur muydu bilemeyiz ama dünya Maria Callas'tan daha çok eser dinleyebilirdi, gibi bir kritik okumuş ve hak vermiştim yazana. O aşkın acısı, dünyanın güzelliğinden, mirasından eksiltti bence. Kadınlar aşkta da, acı yaşarken de daha cesur. Fakat her hamle daima iki sonuç doğuruyor. Bir ucu sende ama diğeri kim bilir kimi, kimleri etkiliyor.