Viski yorgunluğu alır derler. Kastettikleri günün yorgunluğudur. İstediğin kadar iç, hayatın yorgunluğu bâki kalır. Ama viski gene de iyi geldi. Ah ben niye akıl edemedim ki bunu yıllardır! Babam en doğrusunu yapıyormuş. Babam içerek, onun için de anksiyete more anksiyete olan saatleri (bütün gün içtiğine göre günün tamamını), bir hayalden ibaret yapıyormuş.
Çünkü Osman'ı bağışlamam gerekiyordu. Başka türlü olamazdı. Başka türlü onunla olamazdım. Allahtan kolayca bağışlayabiliyordum. Hep kolayca bağışlamıştım. Bağışlayıp unutmak hesaplaşmaktan çok daha kolaydı. Bağışlıyordun ve bitiyordu. Başını alıp gitmen, hayatını değiştirmen gerekmiyordu. Kaldığın yerden aynen devam ediyordun. Spotless mind oluyordun. Lekesiz zihin. Ne güzeldi. Sonsuz gün ışığı!
Aklımda kendimi ılık bir ırmağın üstüne bırakmak gibi garip bir hayal vardı. Çok anlamsızdı. Ama dinlendiriciydi. Gözlerimi yumuyordum. Suları berrak ve ılık bir ırmağın akıntısında gidiyordum. Irmak yavaşça akıyordu. Dönemeçlerde tatlı bir hız kazanıyordu. Ben suyla birlikte söğüt ağaçlarının altından geçiyordum. Gölgeden güneşe çıkıyordum. Isınıyordum. Irmağın kenarındaki çimenlere, çiçeklere dokunuyordum. Yüzmüyordum, vücut ağırlığım kendiliğinden yok oluyordu. Kaslarım, kemiklerim hafifliyordu. Zihnimdeki lekeler kayboluyordu. Lekesiz oluyordum. Sonsuz gün ışığı beni okşuyordu. Ölüyordum.