.
Annesiz, babasız, sevgisiz büyüyen Seza, kocası ölünce küçük oğluyla kalmış, evli olmasına rağmen mutsuz olduğunu, aşkı onda bulduğunu söylediği Atıf'a kapılmıştır. Bu saplantılı sevdası bazen çocuğuyla bile yeterince ilgilenmemesine sebep olur. Atıf'ın ısrarıyla, kocasından kalan hakkını almak için Almanya'ya gitmeyi kabul eder. Düşündükçe Atıf'ın kendisini başından attığını anlar. Bu arada oğlu hastalanır. Onun ölümle yüz yüze gelmesi oğlunu ihmal ettiği günler için pişmanlıkla dolmasına yol açar.
.
.
Türk filmi gibi bir romandı. Benzer konuları işleyen filmleri çok izledim zamanında. Seza'nın kendiyle konuşmaları, duyguları, yaşadıkları başarılı bir şekilde aktarılmış. Küçük çocuğun konuşmaları, bazı diyaloglar tam film gibiydi gerçekten. Tabii romanın asıl önemi, yazıldığı döneme göre cesur sayılacak fikirleri, üstelik bir kadın yazar tarafından ifade ediyor olmasında.
.
.
Alıntı:
.
Evet, her şey hiç! Her şey bir sabun köpüğü! Saadet de öyle! Tutmak, yakalamak istediğiniz zaman parmaklarımız birbirine sürünüyor. Ve ortada hiçbir şey yok. Ya aşk! Aşk nedir? O kadar kahir, o kadar elle tutulabilecek kadar muazzam bir ıstırabı olan bu aşk nedir? Hiç, o da bir hiç, öyle değil mi?
.
1950li yıllarda Kalküta'nın güneyindeki küçük bir bölgede hayata başlayan iki erkek kardeşin hikâyesiyle açılıyor roman. Ağabey Subash daha çekingen, uzlaşmacı, sakin. Udayan ise gözüpek ve asi. Aralarında çok az yaş farkı olduğundan neredeyse ikiz gibi büyür, her şeyi birlikte yaparlar. Üniversite döneminde Udayan'ın siyasi etkinliklere katılmaya başlaması, Subash'ın yüksek lisans için Amerika'ya gitmeyi tercih etmesiyle yollar ayrılmaya başlar. Sonrasında hayatın sürprizleriyle şekillenen veya parçalanan hayatlara şahit oluruz.
.
Başlangıçta ülkenin siyasi gündemi üzerinde durulurken, sonrasında ortaya çıkan beklenmedik olaylarla birlikte anne, baba, çocuk olmak, aile olmak, birey olmak gibi konularda, bana göre çok başarılı bir şekilde ilerleyen bir romandı. Genel olarak mutsuz bir hava var ama insanı yormayan, sadece durumu ve duygu-düşünceleri aktaran, bazı şeyleri sorgulamama sebep olan çok gerçekçi bir hikâyeydi.
.
Alıntı:
.
Belli renkleri algılama kabiliyetinden yoksun bir hayvan gibi kişisel kısıtlamalara karşı kördü Udayan. Subhash ise ağaç gövdesiyle ya da ot yapraklarıyla kaynaşan diğer hayvanlar gibi varlığını olabildiğince küçültmeye çalışırdı.
.
.
Bir soruna karşı çıkmazsak ona katkıda bulunuruz.
.