Savaş sanki çizmeleriyle insanları kırk yıl çiğneyip ezebilir, onları öldürebilir, her şeyi yakıp yıkabilirdi ama , insan denen varlığa baş eğdiremez, değerini düşürüp onu gerçek anlamda mağlup edemezdi.
Eğer dünyadaki bütün insanlar, o gün bizim köyde olduğu gibi hep iyi şeyler düşündeydiler, çocuklarını, kardeşlerini, babalarını, eşlerini bizim kadar çok sevseydiler, belki savaş hiç başlamazdı.
Benim idealim savaş kahramanı olmak değildi, ben daha mütevazi bir amaç seçmiştim: bir öğretmen olmak istiyordum. Candan istediğim şey öğretmen olmaktı. Ama, beyaz tebeşir ve cetvel yerine, elime asker tüfeği almak zorunda kaldım. Bunun sorumlusu da ben değilim. Yaşadığımız devir böyle istedi.
Hiç bir şey gözünde değildi artık, hiçbir şeyin önemi yoktu. Hayatın da anlamı yoktu. Nasıl ölsem? Kendimi nasıl öldürsem? diye düşünmeye başladım. Eğer yakınımda bir uçurum olsaydı, kenarına kadar sürünür sonra başaşağı atardım kendimi.
Herkesin başı dertte, herkes can derdinde iken bir insan kendi canını nasıl kurtarabilirdi? Birileri savaşta çarpışıp canlarını feda ederken, başka birilerinin de yan gelip yatmaları mı gerekirdi?