h̷i̷ç̷ ོ

h̷i̷ç̷ ོ
。゚゚・。・゚゚。 ゚。ɑⵢ̧ƙı  ゚・。・ bulamazsan eğer ömrün yarısı dağınık ve perişan diğer yarısı ah ile pişman geçer!
Ketojenik Diyet ve Kanser..
Ketojenik Diyet ve Kanser insanoğlunun günümüzdeki yaşam biçimi ile 50 yıl önceki yaşam biçimi ve beslenme koşulları dahi çok farklıdır. Kanser, bugün maalesef tüm toplumlarda giderek artan bir sıklıkta görülmektedir. Oysa, ilkel toplumlarda veya medeniyetten uzak olan toplumlarda kanser oranları çok düşüktür. Geride bıraktığımız 20. ve içinde yaşadığımız 21. yüzyılda, insanoğlunun beslenme düzenindeki en önemli değişiklik, tahıl tüketiminin artmasıdır.. Tahıllar, vücudumuza yüksek derecede insülin salgılatırlar. insülinin kendisi anabolizan (çoğalmayı teşvik eden) bir hormondur. Ancak ondan daha da önemlisi şudur; insülin, “IGF-1” olarak bilinen, insülin benzeri büyüme faktörünün salgılamasını da arttırmaktadır. IGF-1, karşısına çıkan hücrelerin çoğalmasını insülinden daha çok tetikler. Yapılan araştırma ve çalışmalarda; kanser hücrelerinin yüzeylerinde, normal hücrelere göre çok daha fazla miktarda insülin ve IGF-1 reseptörü (algılayıcısı) saptanmıştır.. Şeker hastalarında gözlemlenen kanser vakası oranı, normal insanlardan 3 kat daha fazladır. insülin kullanan hastalarda ise bu oran 7 kat daha fazladır. Ama burada, bizim için çok önemli ve hayati değere sahip olan bilgi şudur; kanser hücreleri de aynı beyin gibi, yağ asidini enerji temininde kullanamazlar. Ayrıca kanser hücreleri keton cisimlerini de enerji olarak kullanamazlar. üstelik keton cisimleri bu kanser hücreleri için toksiktir de (yani zehirdir). çünkü; kanser hücrelerinin yapıları, keton cisimlerini yakıt olarak kullanmak için elverişli değildir. Yani, kanser hücrelerinin beslenmesi için elde kalan ve ona (kanser hücresine) gerekli olan tek yakıt kaynağı vardır ki o da glikozdur. Görüldüğü ve bilimsel olarak da açıkladığımız gibi, bol tahılla beslenen insanlarda, kan şekerleri sürekli olarak yüksektir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ketoasidozis..
Ketoasidozis.. çocukların tip 1 diyabetine bir göz atalım; çocukluk çağı diyabetinde, çocuk herhangi bir yaştayken pankreasın insülin yapan hücreleri, bir gün hiç insülin üretmemeye başlar. Kan insülini sıfırdır, çocuk bunun farkında değildir ve normal beslenmesine devam eder. işte o zaman ketoasidozis kendiliğinden oluşmuş olur. ilk günden beynin glikozu aniden kesilir (oysa bu sırada vücutta kan şekeri yüksektir, ancak insülin sıfır seviyesinde olduğundan beyne giriş yapamaz); glukagon artar ve yağ dokusundaki yağlar derhal serbestleştirilir. çocuğun bundan haberi bile yoktur. Bu nedenle “normal diyet” dediğimiz bol karbonhidratlı beslenme devam ettiğinden, kana yeni glikoz gelmeye devam eder ve çocuğun kan şekeri daha da yükselir. Ancak, bu sırada pankreas insülin üretmediğinden ne beyin, ne de karaciğer kan şekerini kullanamaz (eritrositler insülinsiz şekeri kullanabildiklerinden sorun yaşamazlar). Diğer organlar da bünyede insülin olmadığı için kan şekerini kullanamazlar ancak, onların yağ asidini kullanma gibi süper bir yetenekleri/avantajları vardır (yağ asitlerinin hücre içine girebilmesi için insüline gerek yoktur). Bu yüzden diğer organların olayın tehlikesinden haberi bile olmaz. Vücudun enerji sisteminin devam ettirilmesi, tek başına yağlara dayanmaktadır. insülinin olmaması ve glukagonun da çok yüksek seviyelere çıkmasından dolayı, karaciğer müthiş bir keton üretimine başlar ve ketonlar 20 milimol/L gibi tehlikeli seviyelere ulaşır. Bu durum birkaç gün daha devam ettiğinde ise kan asit seviyesi kabul edilebilir sınırların altına düşer ve kanın PH değeri 7.2 olur (Normal değer ise 7.4’dür. PH değeri düştükçe ortamın asitlik derecesi de artar). insülin yokluğundan dolayı karaciğere glikoz girişi de sıfır olduğu için, karaciğer ortamda glikoz olmadığını
Keton nasıl sentezlenir..?
Keton nasıl sentezlenir..? Gıdalarla glikoz girişini durdurursak, kan insülin değerimiz düşer ve pankreastan glukagon isimli hormon salgılanmaya başlanır; glukagon, yağ dokusuna “yağları çöz ve hemen kana karıştır” talimatını verir; bu emir üzerine yağlar yavaş yavaş çözülmeye başlar.. Ancak, beyin dokusu tüm uğraşılarına rağmen bu yağları içeri çekip, doğrudan yakıt olarak kullanamaz. Bunu bilen ve zaten önceden glukagon tarafından da bilgilendirilen karaciğer, beyin için iyi bir alternatif yakıt türü olan keton cisimlerini hemen sentezlemeye başlar.. Keton cisimleri yağların karaciğerde daha küçük parçalara ayrıştırılmasından oluşur, kana karıştırılır ve başta beyin olmak üzere tüm hücrelerin kullanımına sunulur.. Esasen keton cisimleri tüm vücut sistemi tarafından kullanılır ancak glikoz yokluğunda, özellikle beyin keton cisimlerine adeta bağımlıdır.. Ketojenik diyette olduğu gibi glikoz alımı yok denecek kadar az seviyelerde olursa (20 gr./gün), yaklaşık 3 hafta içerisinde beyin hariç diğer tüm dokuların, ketonlara artık neredeyse hiç ihtiyacı kalmaz. çünkü; onlara kandan gelen yağlar zaten yetmektedir. Ketonlar, büyük bir saygıyla sadece beynimizin kullanımına bırakılır. işte biz buna; ketojenik adaptasyon diyoruz. Ketojenik adaptasyon, bünyeye bağlı olarak; bazı insanlarda 3 hafta, bazı insanlarda ise 6 hafta kadar sürebilir. Adaptasyon sırasında ise; kan keton seviyelerindeki artışa bağlı olarak, ilk zamanlarda hafif bir üşüme-titreme hali, bu diyeti yapan kişilerde görülebilir.. Bu semptomlar genellikle hafif bir durum olup, 1 ila 2 gün içerisinde kaybolur. Bu dönemde mineralden zengin bol et suyu içeren çorba içilmesi durumunda ise şikayetler azalabilir.. 3 haftalık adaptasyonun ilk günlerinde, kanda yoğun olarak ‘aseton’ isimli keton cismi ortaya
Keton nedir?
Keton nedir? 5- Bir de hangi organ hangi yakıtı (enerjiyi) kullanıyor bunun da kesinlikle bilinmesi gerekiyor. çünkü; ketojenik diyeti anlamamız açısından bunları bilmemiz çok önemlidir.. Biliyorsunuz ki, en önemli organımız beynimizdir. Beynimiz yakıt olarak glikoz ve keton cisimlerini kullanır. Yağ asitleri büyük yapılı olduğu için, kan beyin bariyerini aşamadığından ötürü, yağ asidini olduğu gibi doğrudan kullanamaz. Ancak, yağlar karaciğerde ketonlara çevrilirse, ketonları kullanmayı da çok sever. Beyine sadece karbonhidrat verirseniz %100 glikoz olarak kullanabilir. Ancak, bu durum ketojenik diyette ketonların lehine bir değişim gösterir. Beyin, -glikozsuz ortamda- ihtiyaç duyduğu yakıtın %80'ini ketonlardan ve kalan %20'sini de glikozdan alacak şekilde dönüşüm gösterebilir. işte bizim, “Ketojenik Diyet” uygulama amacımız da zaten bu. Beynimizin ihtiyacı olan enerjinin %100'ünü glikozdan değil de, %20'sini glikozdan almasını, kalan %80'lik kısmı ise ketonlardan karşılamasını sağlamak. Buy sayede hep tok kalacak, hiç acıkmayacak. Ketojenik diyette karbonhidratları dışladığımıza göre beyin azıcık da olsa gerekli glikozu nereden temin edecek? Tabii ki glikoneogenezis yolu ile karaciğerden temin edecek.. Şuna emin olunuz ki; beyin keton cisimlerini yakıt olarak kullanırsa çok daha verimli çalışır. Ketojenik diyette olan insanların mental (zihinsel) fonksiyonlarının artması (örneğin; problem çözme yeteneğinin artması, analitik düşünme yetisini geliştirmesi, vb. gibi) bu şekilde açıklanmaktadır.. Keton kullanımı ile atletlerde belirgin bir performans artışı gözlemlenmiştir. Vücut geliştirme sporu yapanlar dahi ketojenik beslenme tarzıyla, protein yıkmadan performanslarını çok üst seviyeye çıkarabilirler. çünkü; tüm bu yakıtlar arasında, vücudumuz için en verimli yakıt
Keton nedir?
Keton nedir? 1- “Glikoneogenezis” Bu kelime, glikoz olmayan maddelerden glikoz yapmak anlamına gelir. Tanrının bize vermiş olduğu müthiş bir yapısal yetenektir. Glikoneogenezis; petrolle ilgisi olmayan bir maddeden petrol yapmak gibi bir şeydir. Bu yeteneğimiz; büyük ölçüde karaciğer ve çok az da olsa böbreğimize özgüdür. Başka hiçbir organımız glikoneogenezis yapamaz. Gerektiğinde tükettiğimiz gıdalar, gerektiğinde de bünyemizde bulunan; yağ, protein ve alkol derhal glikoza çevrilebilir. işte bu yapısal yeteneğimiz sayesinde, vücudumuz ne zaman isterse ve ne kadar gerekirse, o kadar glikoz yapabilir. Bu denklem tersine de çalışabilir, yani glikozdan da protein ve yağ yapılabilir. Asetil-CoA isimli, her yola girebilen ara ürünün burada çok önemli bir işlevi vardır. Eğer hücre, karaciğer hücresi gibi müthiş yetenekliyse bu normal bir olaydır. özetle; yağ, protein ve alkolden glikoz yapılabileceği gibi; glikozdan da protein ve yağ yapılabilir. insan vücudunda gerçekleşen hiçbir kimyasal reaksiyonda alkole ihtiyaç duyulmaz ve bu yüzden de vücudumuz glikozdan alkol yapmaz. Bazı bakteriler glikozdan alkol yapabilirler ancak insanın yapısında böyle bir yetenek yoktur. Aynı durum, beslenirken ihtiyaçtan fazla proteini, gıdalarla almanız durumunda da geçerlidir. ideal kilonuzun kilogramı başına 1.0 ila 1.5 gr.’dan fazla protein alırsanız, glikoneogenezis sisteminin hemen devreye gireceğini bilmelisiniz.. Proteinin stoku yoktur, fazlası karaciğerde glikoneogenezis yoluna girer. Unutmayınız ki; ketojenik diyet bol protein diyeti değil, bol yağ diyetidir. Yağlar; beynimiz hariç vücudumuzun her organı tarafından enerji kaynağı + yapı taşı olarak kullanılabildiğinden ötürü diğer organlarımız tarafından kandan uzaklaştırıp afiyetle kendi işlerinde kullanılabilir. Görüldüğü gibi