h̷i̷ç̷ ོ

h̷i̷ç̷ ོ
。゚゚・。・゚゚。 ゚。ɑⵢ̧ƙı  ゚・。・ bulamazsan eğer ömrün yarısı dağınık ve perişan diğer yarısı ah ile pişman geçer!
Alyazmalım..
Replik.. Ziyanı yok gülüşü yeter bize.. Filmde bir gözün gördüğü, birde gönlün gördüğü vardı ve Türkan Sultan gönlünün gördüğünü seçti yani macerayı değil sevdayı.. Ben bir yanda bunu yıllar sonra fark etmiş olmanın bakmakla görmek arasındaki o ince nüansın farkına geç varmanın, diğer yanda filmde kendimden bir şeyler bulmanın hüznünü yaşarım.. Bana göre İlyas gözün gördüğü bir maceraydı, gözden öte geçememiş gönülde yer edememişti. Fakat Cemşit gözle görülenden öteydi, gönülde yer edendi gönülden seven ve sevilendi.. Yani demem o ki! gönlün gördüğünü gözün gördüğüne değişmemeli ve kalpte olanı gönülden sevmeli..
Alyazmalım
h̷i̷ç̷ ོ
Tanrı bilir, gözümle sevmiyorum ben seni Çünkü sana baktıkça gözüm bin bir kusur bulur Ama yüreğim sever gözün sevmediğini Görünüşe aldanmaz, sevgiye teslim olur..
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yaşam Hayat ve Ölüm..
Yaşamla ölümün, acıyla sevincin arasındaki dengenin her gün yeniden kurulmak zorunda kaldığı, minnet ve sevginin yeni boyutlarının keşfedildiği günlerdeyiz.. Yaşam ve ölüm hakkında kayda değer bir fikir sahibi olabilmek için önce yaşama ve ölüme dair somut bilgi sahibi olmak gerekiyordu, çünkü konu bu kadar ağır olunca, sözcükler en az onları taşıyan nefes kadar hafif kalıyordu.. Ölüm herkes içindi, hem bizim hem yaşayan nefes alan, büyüyüp gelişen her canlının, her metabolizmanın kaderiydi. Hepimiz bir gün öleceğiz, bunu hem biliyor hem bilmek düşünmek ve kabul etmek istemiyoruz.. "Dünyaya gelirken hangi acı ve cefalardan geçtiğimizi bilmiyoruz, ama gitmenin hiçte kolay bir iş olmadığı kesin!" Hep ölümsüz olduğumuza inanırız ama aslında ahiret o anda bulunduğumuz noktadan çoğunlukla sadece bir nefes uzaktadır.. Hepimiz ölümden sonra nereye gideceğimizi merak ediyoruz, ama daha önce neredeydik neydik bunu merak etmiyoruz çoğumuz. Anne rahminin karanlığındaki bebeğe dışarıda aydınlık bir dünya var deseler, yüce dağları ve dalgalanan ovaları, çiçek açan güzelim bahçeleri, çağlayan ırmakları, yıldızlarla dolu gök kubbesi ve parıldayan güneşi olan bir dünya.. Tüm bu güzellikleri bildiğin halde karanlıkta kapalı kalmaya devam edersen, doğmamış çocuk tüm harikalardan bir haber olduğu gibi, duysa da hiçbirine inanmaz, aynı bizim şimdiden ölümü anlayamamamız gibi, yani işte bu yüzden korkarız gitmeyi istemeyiz, ne olacağını bilmeyiz ama günü gelince hepimiz gideceğiz.. İnsanların çoğu pasif, edilgen bir ölüm anlayışıyla yaşar hayatı, ölümü yadsımak; yaşamı yadsımanın en güçlü göstergesi. Oysa ölümün farkında olmak, yaşamın uçup giden güzelliğini algılamak demektir. Bu aynı zamanda, güzelliğin sürekliliğinin farkına varmak demektir; çünkü uçup giden şey, zaman ya da güzellik
Varoluşsal Sancılar
h̷i̷ç̷ ོ
ölümün yüzü herkesin kendi rengine göre şekil alır düşmana düşman, dosta dost gibi görünür insan yaşadığı hayata uygun bir şekilde ölür ve ölümüne yakışan bir şekilde uğurlanır ve gömülür..
alem sahnesinde, hayal perdesinde ve bir kafeste..
– Bu kafeste yuva yapacak değilim.. Esâreti mirâs bırakacağım bir yavru istemiyorum! dedi adam.. – Hepimiz kafeste doğmuş değil miyiz? halimize şükrederek yeni yavrular getirmemiz gerekmez mi? dedi kadın.. – bencileyin kim kafeste doğarsa uçmanın bir hastalık olduğunu düşünür.. dedi adam.. – Kim sokuyor kuş kadar beynine bunları, hem bak burası bizim için güvenli, dışarısı tehlikelerle doluymuş, bildiğimiz yuvayı niçin bırakalım? dedi kadın.. – Tamam kafes tamamen güvenli ama burada ölü gibiyiz.. dedi adam.. – Aman bey, dışarıda ölüm var, ayrılık var diyorlar? dedi kadın.. – O kadar uzun süre kafeste kaldık ki uçmayı bile hatırlamıyorum.. dedi adam.. Bildik bir ateşi, bilinmeyen bir bahçeye ve nice güzelliklere tercih ettik.. Karadaki balık ölene dek okyanusu hatırlayacaktır. Kafesteki kuş yine de gökyüzünü unutmayacaktır. Bizim hikâyemiz belki daha uzun.. Lakin bir balığın bir kuşun başına gelenlerden daha mahzûn.. Değil mi..?
alegori
h̷i̷ç̷ ོ
gerek bu hikayede gerekse yıllarca önce Platon'un mağara alegorisinde anlattığından öte değişen bir şey yok değişen tek şey köleliğin rengi efendiliğin değneği köle düzeni bazen renk bazen post bazen suret değiştirse de aynen devam etmekle kalmıyor her geçen yüzyılda daha da tehlikeli bir hal alıyor çünkü yeni dünya düzeninde köleliği profesyonelce kamufle etmeyi başardılar şık ünvanlar ve eğlenceli oyuncaklarla kandırırken pahalı oyuncaklara ulaşabilmek için de borçlandırdılar bir yandan konfor pazarladılar diğer yandan zincirleri biraz uzattılar dizi örneğinde (in treatment) olduğu gibi çoğunluğu hasta ve iki yüzlü olan bir topluma ve nevrotik bir çağa uyum sağlayamayanları da terapi yoluyla yoldular yani demem o ki.. Platon'un "mağara alegorisi" ile anlattığı yere şimdi lüks konutlar yaptılar ve herkes kendi alegorisinde takılıyor dijital zincirli köleler olarak mutlu mesut yaşıyorlar en azından bu onlar için bir yaşam formu..
Günaydın tükenmeyen umut. Arzu edilen mutluluk, beklenen huzur, koparılan çiçek, kırılan kalp yıkılan hayal; Günaydın ekmeğinin peşinde ki karınca, umarsız tarla faresi, sırra kadem basmış ateş böcekleri, günaydın sardunyam, fesleğenim, papatyam, günaydın elalem, günaydın cümle alem…
1000Kitap
h̷i̷ç̷ ོ
sabahlar güne başlamadan hayata karışmadan ve dünyaya kapılmadan düşünmek için güzel bir zam-an geceler ise sessizliğe ve sükunete açılan kapılar varoluşsal sancılar zam-anın ve mek-anın eğilip büküldüğü an-lar.. Günaydın tükenmeyen umut.. Günaydın beklenen mutluluk.. Günaydın sardunyam.. Günaydın papatyam.. Günaydın alem.. Günaydın el-alem.. Günaydın cümle alem..