h̷i̷ç̷ ོ

h̷i̷ç̷ ོ
。゚゚・。・゚゚。 ゚。ɑⵢ̧ƙı  ゚・。・ bulamazsan eğer ömrün yarısı dağınık ve perişan diğer yarısı ah ile pişman geçer!
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yaşam Hayat ve Ölüm..
Yaşamla ölümün, acıyla sevincin arasındaki dengenin her gün yeniden kurulmak zorunda kaldığı, minnet ve sevginin yeni boyutlarının keşfedildiği günlerdeyiz.. Yaşam ve ölüm hakkında kayda değer bir fikir sahibi olabilmek için önce yaşama ve ölüme dair somut bilgi sahibi olmak gerekiyordu, çünkü konu bu kadar ağır olunca, sözcükler en az onları taşıyan nefes kadar hafif kalıyordu.. Ölüm herkes içindi, hem bizim hem yaşayan nefes alan, büyüyüp gelişen her canlının, her metabolizmanın kaderiydi. Hepimiz bir gün öleceğiz, bunu hem biliyor hem bilmek düşünmek ve kabul etmek istemiyoruz.. "Dünyaya gelirken hangi acı ve cefalardan geçtiğimizi bilmiyoruz, ama gitmenin hiçte kolay bir iş olmadığı kesin!" Hep ölümsüz olduğumuza inanırız ama aslında ahiret o anda bulunduğumuz noktadan çoğunlukla sadece bir nefes uzaktadır.. Hepimiz ölümden sonra nereye gideceğimizi merak ediyoruz, ama daha önce neredeydik neydik bunu merak etmiyoruz çoğumuz. Anne rahminin karanlığındaki bebeğe dışarıda aydınlık bir dünya var deseler, yüce dağları ve dalgalanan ovaları, çiçek açan güzelim bahçeleri, çağlayan ırmakları, yıldızlarla dolu gök kubbesi ve parıldayan güneşi olan bir dünya.. Tüm bu güzellikleri bildiğin halde karanlıkta kapalı kalmaya devam edersen, doğmamış çocuk tüm harikalardan bir haber olduğu gibi, duysa da hiçbirine inanmaz, aynı bizim şimdiden ölümü anlayamamamız gibi, yani işte bu yüzden korkarız gitmeyi istemeyiz, ne olacağını bilmeyiz ama günü gelince hepimiz gideceğiz.. İnsanların çoğu pasif, edilgen bir ölüm anlayışıyla yaşar hayatı, ölümü yadsımak; yaşamı yadsımanın en güçlü göstergesi. Oysa ölümün farkında olmak, yaşamın uçup giden güzelliğini algılamak demektir. Bu aynı zamanda, güzelliğin sürekliliğinin farkına varmak demektir; çünkü uçup giden şey, zaman ya da güzellik
Varoluşsal Sancılar
h̷i̷ç̷ ོ
“Yarın ölecekmiş gibi çabala ve hiç ölmeyecekmiş gibi yaşa..” bu ne yaman çelişki ama..? Damlalara ayrılsa da ayrılmasa da su sudur işte her damlada.. Yaşamımız ve ölümümüz aynı şey değil midir bu anlamda..? Bu gerçeği fark ettiğimizde artık ölüm korkusu kalmıyor gibi ama..? Ölüm korkusu, yaşam korkusundan kaynaklanıyor değil mi? Dolu dolu, derinden yaşayan biri, her an ölmeye hazır gibi… Ölüm korkusu büsbütün akış içinde, bedenin kimliğini ayrı bir varlık olarak kabul etmenin cezası değil mi..? Ölümün zıddı doğumdur hayat değil ki.. Yaşamın anti-tezi korkudur, ölüm değil ki… Ölüm yaşama karşı değildir, lakin korku yaşama karşıdır.. Sürekli olan fark edilemez, aynı kalp ritmi çizgisinin düz olması gibi bir anlam da ifade etmez. Yaşamı mümkün kılan ölümün farkındalığıdır. Kişinin ölüm gerçeğiyle yüzleşmesi, kişisel korkunun sonu ve gerçek hayatın başlangıcıdır.. Bütün korkular, ölüm korkusundan kaynaklanır. Ölüm korkusu, zamanın tükenmesi korkusu. Zaman korkusu, yaşanmamış bir hayatın kokusu..
animas/animus..
Unutma ki, aradığın da seni arıyor ve sen Ona tanıdık bir yabancısın.. Ali Şeriati eşine; “Allah seni bana vermekle bana vermediklerini telafi etmiştir..” der.. Her insan, temel içgüdü olarak içinde "can hasreti" yaşar işte insan bu nedenle insana yönelir. Karşısındaki insanda eksikliklerini tamamlar ve beraberce tekâmül ederler.. Kadın-erkek ilişkisine bakarsak, işte bu varoluş konumundaki iki insan karşılaştıkları zaman aynada birbirlerini görürler. Yani erkek, kadında kendi gizli kalmış yönünü animas kadın da erkekte animus’unu müşahede eder, bir başka deyişle, daha derûni yönünü görür. Tabii ki insan insanda sadece celâl, cemâl ve animus/animas yönlerini görmez; bir de farkına varmadan canını görür ve yansıtır. Gerek kadın-erkek, gerekse hemcinsler arası ilişkilerde, ilişkinin belki de en derûni boyutu budur.. Eğer yüzler Rabbe yönelik değilse, müşahede görüşüne geçilemez. Nazar satıhta kalır ve insan insanı bir et yığını hâline indirger, hâlbuki amaç tenlerin birleşmesi değil, hâllerin birleşmesidir.. Nazar görüşüne ve yüzeysel ten ilişkileri varoluş konumuna “hapsolmuş” insanlar, bir ömür boyu insan hasreti yaşarlar.. Binlerce senedir süregelen fıtri ahengi ve ekolojik dengeyi bozan, işte bu kendi kendisine unutturul­muş ve “ince ayarı” bozulmuş, garip insandır.. Tekâmülü, ilerlemeyi, ontolojik yükselmeyi istiyorsak; içimizdeki artıların eksilerle, isimlerin zıtlarıyla birleşmesi ve neticede bu isimlerin oluşturduğu hâllerin birleşmesi gerekir.. Ama ne yazık ki bazen evde kaybettiği teşbihini, ışık daha fazla diye pazar yerinde arar.. #114338055
Anima ve Animus

h̷i̷ç̷ ོ

@FiloWay
·
Adem ile Havva..
herkes arayandır lakin aŞk ile arayan azdır.. bir kere aŞkta aŞkla uyandığında ne yere sığabilirsin nede göğe sadece bir gönüle.. Erkek, bir şeyin tıpkı kendisini sevmesi gibi, kadına sevgi duydu kadında tıpkı bir şeyin vatanına özlem duyması gibi erkeğe sevgi O ancak onun eksik parçasıydı Adem’in Havva’ya özlemi bütünün parçaya özlemiydi Havva’nın Adem’e özlemi sıla hasreti.. Adem Havva’nın adına arzu dedi Havva Adem’in adına emin Birlikte Bir oldular Bir’i buldular, zaten tüm ikilik Bir’i bulsunlar diyeydi. Buluşunca yitirdikleri cennetten bir parça buldular. Bir olunca da cenneti buldular. Ne varsa Bir’deydi, her şey o Bir’in içindeydi, yola birlikte koyuldular.. Biri diğerine aynaydı. Yitik cennete hep o aynada baktılar. Gördükleri ne kendileriydi, nede bir diğeri, gördükleri ikisiydi, o aynada ikisi Bir şeydi. Umuttu biri birine, birbirlerinin gözlerinde Ona baktılar. Bir’i düştüyse diğeri kaldırdı. Bir’i korktuysa diğeri sarıp sarmaladı.. Bir’den kopmuş birer ince sızıydı ikisi erkek kadının gurbeti kadın ise erkeğin vatanı, her şeyi..
İlişkiler
h̷i̷ç̷ ོ
"özne tüm ihtiyaçlarını tatmin etse bile ötekinin arayışı içindedir.."
Nitelikli Cehalet..
Cehaletin çeşitli çıkarlara hizmet edebilmesi için, yolu binlerce yıldır sistematik bir şekilde açık tutuluyor. O yüzdendir ki cehaleti körükleyen tüm unsurlar ona bir nitelik kazandırıyor. Yüzyıllar ötesinden gelen ve bugünün araçlarını kullanarak varlığını sürdüren nitelikli cehalet toplumun ortak paydası haline gelirken hepimizin kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz cahilliklerimiz ve cehaletimiz var. Hepsinin üstüne basa basa yürürken çok yoruluyoruz. Ayağımıza batıyorlar, bazen yara açıyorlar. Mikrop kapıyor, kangren oluyoruz. Çürümeyen ne kaldı? Ahlâk cıvıklaştı, bilinç paslandı, beyin sulandı ama yine de kalp atmaya devam ediyor.. Yüzsüzlükle sıvanmış ahlâksızlık, cehaletle yoğrulmuş kibir, sıradanlıkla beslenmiş görgüsüzlük, acizlikle kamçılanmış saldırganlık... Sürekli yanlışa bakıyoruz, doğrunun üstünü örten karanlık kılıflara, gerçeği görünmez kılan sise, ise, pasa.. Her şeyi göründüğü kadar sanmakla, her şeyin aslını görmekten mahrum ediyoruz. Her şeyin hallaç pamuğu gibi atıldığı, kendi buz devrini yaşayan, toplum yaşasın diye bireyin telef olduğu ''toplamsal'' bir dehşet çağında; Kimisi kirli emellerini gerçekleştirmede, kimi servetine servet katma derdinde, kimide bu çağın büyüsüne kapılıp şeytani bir eylem olan fıtratı değiştirme peşinde.. Bir yanda cehalet, bir yanda kin ve nefret bir yanda ideolojik zaaflara kapılmış azınlık bir yanda da muhalif gruplar arasındaki farklılıklarından nemalanan kurnazlık.. Kendini her ortamda ifade etmekten çekinen ya da kendini sadece konfor alanında ifade etmeyi tercih eden, kendi kabuğuna çekilen, haksızlık karşısında susan, sorumluluk almayan ve bunun yerine epik bir kurtarıcı bekleyen, ruhsal olarak ölü bireyler haline geldik getirildik.. Bazılarımızın kimlik algısı zayıflarken bazılarımız güveni otorite
Nitelikli Cehalet
h̷i̷ç̷ ོ
cehalet ağa, oğlu zaruret efendi ve torunu husûmet bey olarak tanımlayacak olursak, cehaletin diğer iki düşmanın başı ve esası olduğunu söyleyebiliriz, iş bu durumda zaruret, fakirlik yokluk ve yoksulluğu cehaletten neşet eden oğullar hükmündedir diyebiliriz, çağımız bilgi çağı ve bilgi her an akıyor ama derinlik olmayınca cehalet yeniden aktif oluyor hatta hortluyor ve o kısır döngü sürüp gidiyor.. entellektüel bilgi ve birikim sahibi olmak içinse; kişinin öğrenmeye çok disiplinli bir yaklaşım benimsemesi, meraklı olması ve sorular sorması, çok okuması ve farklı bakış açıları araması nihayetinde sorgulaması gerek.. bu minvalde; Cehalet ve bilgi yanılsaması kişisel gelişimi engelleyen faktörlerdir. Cehaletin farkında olmak bilgelik yolculuğunun başlangıcıdır. Sürekli öğrenme ve mevcut bilgiyi sorgulama, entelektüel gelişim için önemlidir. Bilgi edinmeye zaman ayırmak ve okuma alışkanlığı geliştirmek başarı için gereklidir. Bilgelik arayışı, bilgiye dayalı kararlar alma ve basit bir yaşam sürdürme konusunda önemlidir. Okuma ve öğrenmeyle zaman geçirmek, kişinin her gün biraz daha bilge olmasına katkı sağlar. (Yerinde saymaz) Bilgi birikimi zamanla artar ve hayatın seyrini değiştirecek kadar büyük etki yapabilir. Yeni bilgi düşünme ve karar verme becerilerini geliştirir ve harekete geçirir. Bilgelik arayışı, kötü kararları önlemek ve hayatın yönünü değiştirmek için önemlidir. Okudukça, kendi cehaletinin daha da farkına varılır. Hayatı değiştirebilecek önemli kararlar için aynı zihinsel modellerin yetersiz olduğu karmaşık bir dünyada, her gün daha düşünceli ve bilgili bir insan olma hedeflenmelidir. Herkes cehaletle başlar, ancak birçok insan bir zamanlar cahil olduklarını unutur. Zeki insanlar mevcut bilgilerini sorgulamaktan korkmazlar. İyi bir insan olma hedefiyle bilgi edinmeyi ciddiye almalısınız. Bilgisizliğin farkına varmak bilgeliğin başlangıcıdır. Okumak ve bilgi edinmek için zaman ayırmak başarı için çok önemlidir. Bilgiyi öğrenerek ve uygulayarak bilgelik aramak, daha iyi karar vermeye ve daha basit bir hayata yol açar..