Cehaletin çeşitli çıkarlara hizmet edebilmesi için, yolu binlerce yıldır sistematik bir şekilde açık tutuluyor.
O yüzdendir ki cehaleti körükleyen tüm unsurlar ona bir nitelik kazandırıyor.
Yüzyıllar ötesinden gelen ve bugünün araçlarını kullanarak varlığını sürdüren nitelikli cehalet toplumun ortak paydası haline gelirken hepimizin kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz cahilliklerimiz ve cehaletimiz var.
Hepsinin üstüne basa basa yürürken çok yoruluyoruz. Ayağımıza batıyorlar, bazen yara açıyorlar. Mikrop kapıyor, kangren oluyoruz.
Çürümeyen ne kaldı? Ahlâk cıvıklaştı, bilinç paslandı, beyin sulandı ama yine de kalp atmaya devam ediyor..
Yüzsüzlükle sıvanmış ahlâksızlık, cehaletle yoğrulmuş kibir, sıradanlıkla beslenmiş görgüsüzlük, acizlikle kamçılanmış saldırganlık...
Sürekli yanlışa bakıyoruz, doğrunun üstünü örten karanlık kılıflara, gerçeği görünmez kılan sise, ise, pasa..
Her şeyi göründüğü kadar sanmakla, her şeyin aslını görmekten mahrum ediyoruz.
Her şeyin hallaç pamuğu gibi atıldığı, kendi buz devrini yaşayan, toplum yaşasın diye bireyin telef olduğu ''toplamsal'' bir dehşet çağında;
Kimisi kirli emellerini gerçekleştirmede,
kimi servetine servet katma derdinde,
kimide bu çağın büyüsüne kapılıp şeytani bir eylem olan fıtratı değiştirme peşinde..
Bir yanda cehalet, bir yanda kin ve nefret
bir yanda ideolojik zaaflara kapılmış azınlık
bir yanda da muhalif gruplar arasındaki farklılıklarından nemalanan kurnazlık..
Kendini her ortamda ifade etmekten çekinen ya da kendini sadece konfor alanında ifade etmeyi tercih eden, kendi kabuğuna çekilen, haksızlık karşısında susan, sorumluluk almayan ve bunun yerine epik bir kurtarıcı bekleyen, ruhsal olarak ölü bireyler haline geldik getirildik..
Bazılarımızın kimlik algısı zayıflarken bazılarımız güveni otorite