Bu dünyadaki en büyük korkuymuş meğer sevdiğini kaybetme korkusu. Çığlık atmaya çalışıp da sesini bile çıkaramadığın bir kâbus sanki. Hiçbir tehlikenin olmadığı, kötülüklerden uzak, iyilerin kazandığı, kötülerinse cezasız kalmadığı bir dünyada sevmek, hem de masal gibi sevmek isterdim seni. Ama ne yapalım, bizim de payımıza bu düştü işte.
Parmak uçlarıma basarak indim merdivenleri. Tam tuvaletin kapısına geldim ki, o çıktı içeriden. Yemyeşil gözlerinin içinde kayboldum resmen. Evin tüm duvarları yıkıldı, koca koca ağaçlar sardı etrafımı. Bembeyaz teni bulut oldu, üzerime yağmurlar yağdırdı. Allah'ım hayallerime bile sığdıramayacağım böyle bir güzelliğin yeryüzünde işi ne? Belli ki varlığına delil olarak göndermişsin tamam da, bizim evde işi ne? Bir masalın içinden çıkıp gelse bu kadar şaşırmam ama bu kız nasıl olur da bizim tuvaletten çıkar? Hayatımın aşkına bizim evin tuvaletinde rastladım diye anlatsam kim inanır ki bana? İlk görüşte aşk dedikleri böyle bir şey demek ki. Göğsümden bir parça söküldü, karnımda kelebekler uçuştu, içim alev aldı, bacaklarım uyuştu. Hissizleştim. Belden aşağımda bir sıcaklık, tenimde bir ıslaklık. Aşk dedikleri... "Oğlum, n'aptın sen altına mı işedin?"
Altıma mı işedim? Ha..tir. Ulan aşk maşk derken koyvermişim resmen.
"Yuh! Koskoca adam olacak bi' de ha. Görüyomusun Nurten? Mecnun altına işemiş."
"Erdal Abi, senin ne işin var burada?"