Bir boşluktur noktalar.
Yazılmayan bir boşluk.
Yazılma gerekliliği duyulmayan bir boşluk.
Mektubum, o noktalardan önce bitmişti.
İnsan ... yazabilir. Nokta
İmza. Bitti. Tamam.
Bu kadar.
O gece, gaz lambası kendiliğinden sönene değin bir kaç sayfa okudu, ama yalnız iki cümlenin altını çizdi kurşun kalemle. İki cümleden biri şuydu: "Yolcu, bir gün yolunu yitirirsen, artık eski yolunu bulmaya çalışma, yeni bir yol ara kendine."
Bu arada, bir punduna getirip, arkasına geçtim ve uzaktan da olsa, yüzümü aynada seyretme olanağını buldum.
Ne korktum, ne sevindim.
Ne umduğum gibiydi (ne umuyordum ki?), ne de korktuğum gibi. Herhangi bir insan yüzü. Ama gene de burdaki insanlara benzemeyen bir insan yüzü.
Kocaman bir kafa. Beyzi bir yüz. Uzun, sarı saçlar. Kızıla çalan sakal, bıyık. Düzgün bir burun. Etli dudaklar. Çıkık elmacık kemikleri. Çekik gözler.
Demek ben buydum.
Kafka, karabasanlarında gördü belki seni, ama adlandırmadı.
(Ya da hiç girmedin onun düşlerine.) Bilseydi, senin gibi bir yer var yeryüzünde en korkunç kitabının konusu sen olurdun.
Tolstoy bilseydi seni soyluluğundan bin beter utanırdı.
Ve kimbilir belki yazarlığından
-şimdi benim utandığım gibi-
Avvakum bilseydi yakınında senin gibi bir kent olduğunu, Kafkasları aşıp çile çekmeye sana gelir, senin mağaralarında yaşardı.
Dostoyevski sürülseydi sana Yer Üstünden Notlar'ı yazardı ya da Suç ve Suç 'u.