Deneyimlerimiz bize öğretmiştir ki bir kimse kurduğu dostluklara sahip çıkmasını beceremiyorsa, nedeni dostları üzerinde hegemonya kurmak istemesidir. Böyleleri yalnızca kendilerini düşünür, kişisel üstünlüklerini kanıtlamayı amaçlarlar.
Bizler, kazılarda seramik parçaları, çeşitli araç ve gereçler, harap anıtlar ve papirüs ruloları bulan ve bu parçaları doğru dürüst değerlendirerek mahvolmuş bütün bir kentin yaşamını yeniden kurup çatabilen arkeologlara benzeriz. Ama bizim işimiz harap olmuş nesneler değildir, uğraş alanımızı bir insanın, ne olduğu ve ne anlama geldiği konusunda bize her an yeni bilgiler sunabilecek yaşayan bir kişiliğin iç içe geçmiş, birbirinin varlığını zorunlu kılan değişik yönleri oluşturur.
Sevmek bizi yumuşatır çaresiz, bir başkasına duyacağımız sevgi dolu yakınlık bizi acı dolu ruhsal karmaşalara sürüklenmeye yatkın duruma sokar. Ancak üstünlüğü kendilerine amaç edinen ve "asla güçsüz olmamalıyım, asla kendimi tehlikeli durumlarla karşı karşıya bırakmamalıyım" diyen insanlardır ki bir başkasına sevgiyle bağlanmaktan kaçarlar.
insanlar gerçekten de yeryüzündeki yaratıkların en güçsüzüdür. Örneğin, biz insanlarda bir aslanın ya da bir gorilin gücü bulunmaz, pek çok hayvan yaşamın güçlükleriyle başa çıkma konusunda bizlerden daha
üstün bir donanım sahibidir.