Bir bitki bulunduğu yere sımsıkı kök salar, olduğu yerde kalır hep, bir yerden kalkıp bir başka yere gitme gücünden yoksundur. Bu yüzden, bitkide bir ruhun ya da en azından bizim kavrayabileceğimiz ruh gibi bir şeyin bulunduğunun saptanması hayli büyük bir süpriz olacaktır. İleriyi görecek ya da ileriye yönelik sonuçlar çıkaracak bir gücün varlığı bitkinin işine yaramazdı. Diyelim böyle bir güç vardır bitkide. "İşte oradan biri geliyor, bir dakika sonra üzerime basıp geçecek, ben de ayaklarının altında ezilip can vereceğim" diye düşünmesinin ne yaranı dokunacaktır kendisine. Böyle düşünebilse bile ayaklar altından bir kenara çekilebilme gücünü gösteremeyecektir.
"Biz, kendi yaşamımıza gereken biçimi vermek zorundayız. Bu oldum olası boynumuzun borcudur ve bunun altından kalkabilecek gücümüz vardır. Biz eylemlerimizin efendisiyiz. Yeni bir şey mi yaratılacak ya da eski bir şeyin yerine yeni bir şey mi koyulacaktır, bu yalnızca bizim işimizdir." Yaşam bu şekilde birbirinden bağımsız bireylerin ortak çalışması olarak görüldü mü, insanlığın ilerlemesinde sınır yoktur.
Canına kıyan herkesin, ölümünden sorumlu tutmak istediği biri vardır. İntihara kalkışan kişi şöyle söylemek ister adeta: "Ben insanlar arasında en ince duygulu, en hassas biriydim, ama sen alabildiğine zalim davrandın bana."