Firdevs Çelik Öztayşi

Firdevs Çelik Öztayşi
@Firdevscelik
Çay,kahve ve de kitaplar
Erzurum
51 okur puanı
Mart 2016 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
“Göremedim,” diyor Agnes, aralarındaki karanlık boşluğa doğru. Kocası başını çeviriyor; Agnes onu göremiyor ama yataktan çıkan hışırtı ve çıtırtıları duyuyor. Yazın acımasız sıcağına rağmen yatağın bütün perdeleri kapalı. “Kimse göremedi,” diyor kocası. “Ama ben de göremedim,” diye fısıldıyor Agnes. “Görmem gerekirdi. Anlamam gerekirdi. Görmeliydim. Korkunç bir kandırmaca olduğunu görmeliydim, Judith için korkmamı sağlayıp, sonra da—” Kocası, “Hişşt,” diyerek yüzüstü dönüp kolunu üstüne atıyor. “Sen yapabileceğin her şeyi yaptın. Yapılabilecek bir şey kalmamıştı. Sen elinden geleni yaptın ve—” “Yaptım tabii,” diye tıslıyor Agnes ani bir öfkeyle ve kocasının kolunu üstünden atıp doğrularak yatağa oturuyor. “İşe yarayacağını bilsem, kalbimi yerinden çıkarıp ona verirdim. Bilsem ki...” “Biliyorum.” “Bilmiyorsun,” diyerek yumruğunu yatağa indiriyor Agnes. “Sen yoktun. Judith,” diye fısıldarken gözlerinden boşanan yaşlar yanaklarından aşağı süzülerek saçlarına damlamaya başlıyor, “Judith çok hastaydı. Ben... ben... ona o kadar dalmışım ki aklıma bile gelmedi... daha dikkatli olmam gerekirdi... neler olduğunu göremedim... başından beri Judith’in bizden alınacağını zannettim. Bu kadar kör, böyle salak olduğuma—” “Agnes, sen yapılacak her şeyi yaptın, her yolu denedin,” diyor kocası yine ve Agnes’ı yatağa çekmeye çalışıyor. “Bu hastalığı yenemezdin.” Agnes kocasına karşı direnip kıvrılarak kollarını dizlerine sarıyor. “Sen yoktun,” diyor bir kez daha.
Sayfa 221·Kitabı okudu
Reklam
Mezar tam bir şok yaşatıyor. Toprağa bir devin pençesiyle öylesine açtığı bir yarığa benzeyen, derin, karanlık bir oyuk. Mezarlığın ta öteki ucunda. Hemen ötesinde, yavaşça geniş bir kavis çizen, suyunu farklı bir yöne doğru akıtmaya başlayan nehir var. O gün yüzeyi mat, halat gibi çizgi çizgi, bir telaş akarak ilerliyor. Hamnet burayı nasıl da severdi. Agnes zihninde bu düşüncenin belirdiğini görüyor. Kendisi seçiyor olsa, burada, yanında olsa, ona dönüp sorabilse, oğlunun tam burayı göstereceğinden emin: nehrin hemen yanını. Hamnet öteden beri suyu çok sevmiş. Onu yabani otlarla kaplı kıyılardan, rutubetli kuyu ağızlarından, leş kokulu kanalizasyonlardan, koyun pisliğiyle dolu su birikintilerinden uzak tutmak için, Agnes akla karayı seçmiş. Şimdiyse işte burada, nehir kenarında, sonsuza kadar toprağın altında kalacak.
Sayfa 219·Kitabı okudu
Agnes ona, kocası Agnes’a bakıyor. Agnes’ın dünyada bu anı sonsuza kadar uzatmaktan, zamanı geriye sarıp kocasının bilmediği âna dönmekten, onu bu gerçekten koruyabildiği kadar korumaktan daha çok istediği bir şey yok. Sonra da başını aşağı doğru hızla, tek bir kez sallıyor. Agnes’ın kocasından, ancak çok ağır bir yükün altında kalmaya zorlanmış bir hayvandan çıkabilecek, bastırılmış ve boğuk bir ses çıkıyor. Gerçeğe inanamayan, acı dolu bir ses. Agnes’ın hiç unutmayacağı bir ses. Kocası öldükten çok yıllar sonra kendi hayatı da sona ererken, tonunu ve tınısını hâlâ net olarak hatırlayabileceği bir ses. Agnes’ın kocası hemen gidip kefeni açıyor. Oğlunun mavi-beyaz zambaklara benzeyen, gözleri sımsıkı kapalı, dudağı olanlardan memnun değilmiş, hiç etkilenmemiş gibi sarkık duran yüzünü görüyor. Avcunu oğlunun soğuk yanağına dayıyor. Titreyen parmakları dokunmadan, kaşındaki yaranın üstünde geziniyor. Hayır, hayır, hayır, diyor Hamnet’ın babası. “Aman Tanrım,” diyor. Ardından çocuğun üzerine iyice eğilerek fısıldıyor: “Böyle mi olacaktı?” Kadınlar etrafına toplanıp ona sarılarak kendilerine çekiyorlar. Böylece cenazede Hamnet’ı babası taşıyor.
Sayfa 217·Kitabı okudu
“Kim o?” diye sesleniyor Agnes, hissettiğinden daha cesur bir sesle. Mandal yukarı kalkıp kapı açılınca, eşikten içeri ansızın giysileri ve başı yağmurdan sırılsıklam olduğu için renkleri koyulaşan saçları yol yol yüzüne yapışmış vaziyette kocası giriyor. Bembeyaz yüzünden uykusuzluk akıyor, deliye dönmüş. “Geç mi kaldım?” diyor. Derken gözleri mumun yanında duran Judith’e takılıyor ve yüzünde bir tebessüm beliriyor. “Sen,” diyerek uzun adımlarla yürürken kollarını açıyor. “Buradasın, hayattasın. Öyle korktum ki –gözüme uyku girmedi– haberi alır almaz hiç vakit kaybetmeden geldim ama görüyorum ki–” Birden susup put gibi kalıyor. Fıçıların üstünde duran kapıyı, kefeni, kefenin dolu olduğunu gördüğü için. Teker teker herkese bakıyor. Yüzünde korku var, şaşkınlık var. Agnes kocasının herkesi teker teker saydığını görebiliyor. Karısı, annesi, büyük kızı, küçük kızı. “Hayır,” diyor kocası. “Olamaz... Yoksa...?”
Sayfa 216·Kitabı okudu
Judith elini uzatıp ikizinin yanağına dokunuyor. Yüzünden birbiri ardına gözyaşları süzülüyor. Judith öteden beri narin vücuduyla taban tabana zıt, ağır inci tanelerine benzeyen koca koca gözyaşları döken bir kız. Kafasını hırsla bir iki kez sallıyor. Sonra da, “Hiç dönmeyecek mi?” diyor. Agnes o an çocuğunun acısından başka her şeye dayanabileceğini anlıyor. Ayrılığa, hastalığa, darbelere, doğuma, yoksunluğa, açlığa, haksızlığa, dışlanmaya katlanabilir ama bu: çocuğunun ölen ikizine bakışı. Kardeşinin ardından hıçkıra hıçkıra ağlayışı. Çocuğunun acılar içinde kıvranışı. Agnes’ın gözlerinden ilk kez yaşlar boşanıyor. Yaşlar ansızın gözlerine doluyor, görüşünü bulandırıyor, yüzünden, boynundan aşağı akarak önlüğünü ıslatıyor, giysilerinin altına sızıyor. Yalnızca gözlerinden değil, vücudundaki bütün gözeneklerden çıkıyorlar sanki. “Hayır, bir tanem, dönmeyecek,” derken, bütün benliğiyle oğlunun, kızlarının, orada olmayan kocasının, hepsinin hasretini çekiyor, onlar için yas tutuyor.
Sayfa 215·Kitabı okudu
Reklam