Judith elini uzatıp ikizinin yanağına dokunuyor. Yüzünden birbiri ardına gözyaşları süzülüyor. Judith öteden beri narin vücuduyla taban tabana zıt, ağır inci tanelerine benzeyen koca koca gözyaşları döken bir kız. Kafasını hırsla bir iki kez sallıyor. Sonra da, “Hiç dönmeyecek mi?” diyor.
Agnes o an çocuğunun acısından başka her şeye dayanabileceğini anlıyor. Ayrılığa, hastalığa, darbelere, doğuma, yoksunluğa, açlığa, haksızlığa, dışlanmaya katlanabilir ama bu: çocuğunun ölen ikizine bakışı. Kardeşinin ardından hıçkıra hıçkıra ağlayışı. Çocuğunun acılar içinde kıvranışı.
Agnes’ın gözlerinden ilk kez yaşlar boşanıyor. Yaşlar ansızın gözlerine doluyor, görüşünü bulandırıyor, yüzünden, boynundan aşağı akarak önlüğünü ıslatıyor, giysilerinin altına sızıyor. Yalnızca gözlerinden değil, vücudundaki bütün gözeneklerden çıkıyorlar sanki. “Hayır, bir tanem, dönmeyecek,” derken, bütün benliğiyle oğlunun, kızlarının, orada olmayan kocasının, hepsinin hasretini çekiyor, onlar için yas tutuyor.