Birçok personaya sahip olmak, koleksiyon yapmak, bazılarını yetiştirmek, hayatımız devam ettikçe bunları toparlamak iyidir. Yaşlandıkça, elimizin altında böyle bir koleksiyon olursa her istediğimizde benliğin herhangi bir yönünü oynayabileceğimizi görürüz.Ancak,bir noktada, özellikle de orta yaşlara girerken ya da orta yaşı geçip yaşlılığa ilerlerken personlar gizemli bir şekilde değişir ve birbirine karışır. Sonunda bir tür '' eriyerek yok olma" personaların tümüyle yitirilmesi hali görülür, böylece en büyük anlamıyla "hakiki benlik" denilebilecek şey ortaya çıkar.
Kendimiz olmamız, diğer pek çok kişi tarafından dışlanmamıza neden olur, buna karşılık başkalarının isteklerine boyun eğmemiz de kendi kendimizden sürgün edilmemize yol açar. Bu azap verici bir gerilimdir ve katlanmak gerekir, ama bizi bekleyen seçim çok açıktır.
Guillome Apollinaire şöyle yazıyordu:"Onları kenara götürüp uçmalarını söyledik. Durup beklediler. 'Uçun!' dedik. Durdular. Onları kenardan ittik. Ve uçtular."