Sulara fırlatılmış bir çakıl taşı gibiydim; dalgaların dövdüğü, oraya buraya attığı, kıyıda bir yere bırakılmak üzere yuvarlanıp duran bir çakıl taşı...
Audrey'nin beni terk ettiği günden beri kendimi hiç bu kadar bitkin hissetmemiştim. Yaşamımdan kayan bir yıldızdı o; gelip bana sevinci tattırmış, sonra gecenin içinde kaybolup gitmişti. Hiç olmazsa kararının nedenlerini bana söyleseydi, sitemler, eleştiriler sunsaydı... Söylediklerini kabul edebilir, kendimi kınayabilirdim ya da onu haksız bulup ondan daha kolayca vazgeçebilirdim... Oysa ani ve açıklamasız gidişi, birlikteliğimize nokta koymamı, ilişkimizin yasını tutmamı engellemişti; onun yokluğunu acıyla hissediyordum. Düşüncelerim ona geri döndüğünde yokluğu kalbimi istila ediyor ve mengene gibi sıkıyordu. Gülümseyişini hatırlamak beni hüzne boğuyordu. Bir yanım onunla birlikte yok olup gitmişti. Vücudu vücudumda eksikti, ruhum kendini öksüz hissediyordu.