Furkan Kalayaz

Furkan Kalayaz
@Fkalayaz
Kendim için tuttuğum notlar
Yarı deli bir kral, Nasreddin’i eşek çaldığı için idama mahkûm etmiş. Tam idam edilecekken Nasreddin haykırmış: “Bu hayvan aslında benim kardeşimdir, bir büyücü onu bu kılığa soktu, bir yıllığına bana teslim edilirse bizim gibi konuşmayı öğretirim ona!” Aklı karışan hükümdar sanığa vaadini yinelettirmiş, sonra da hükmünü vermiş: “Öyle olsun! Ama günü gününe bir yıl içinde bu eşek konuşmazsa idam edileceksin.” Oradan ayrılırken karısı Nasreddin’in yakasına yapışmış: “Böyle bir şeyi nasıl vaat edebildin? Bu eşek konuşmayacak, biliyorsun.” “Tabii ki biliyorum, diye cevap vermiş Nasreddin, ama bir yıl sonra kim öle kim kala? Bir yıl içinde kral da ölebilir, eşek de ölebilir, ben de ölebilirim.”
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.

Furkan Kalayaz

, bir kitap okudu
9/10
·320 syf.·
10 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 13:16
·
2026 19. kitabı
Amin Maalouf
8.2/10 · 74,9bin okunma
Öyle bir an gelir ki tüm kararlar kötüdür; sorun, sonradan en az pişman olacağın kararı bulup seçmektir!
Alıntı
Türkiye’de durum daha da kötü. Ben Sultan Halife Abdülhamid’in resmi davetlisi değil miyim? Tıpkı Şah’ın yaptığı gibi, o da bana mektup üstüne mektup göndererek ömrümü kâfirlerin arasında geçiriyorum diye suçlamamış mıydı beni? Aslında şu cevabı vermekle yetinmeliydim: Şu güzel memleketlerimizi birer zindana çevirmeseydiniz, gidip Avrupalıların yanına sığınma ihtiyacı duymazdık!
Alıntı
Nizamülmülk, Ömer Hayyam ve Hasan Sabbah.
Üç arkadaş İran’ın yüksek yaylalarında gezintiye çıkmış. Karşılarına bir pars çıkmış, dünyanın en yırtıcı yaratığıymış. Pars üç adamı uzun uzun süzmüş, sonra üzerlerine doğru koşmaya başlamış. Birincisi, en yaşlı, en zengin, en güçlüleriymiş. Haykırmış: “Ben buraların hâkimiyim, bana ait olan bu toprakları bir hayvanın mahvetmesine asla izin vermem!” Yanındaki iki av köpeğini parsın üzerine salmış. Köpekler parsı ısırmaya başlamışlar gerçi, ama bu yaptıkları yırtıcı hayvanı iyice azdırmış, köpekleri öldürdükten sonra efendilerinin üzerine atlamış ve karnını deşmiş. Nizamülmülk’ün payına bu düşmüş. İkincisi şöyle demiş kendi kendine: “Ben bir ilim adamıyım, herkes bana saygı duyup itibar ediyor, niye kaderimi köpeklerle parsın arasındaki kavganın sonucuna bağlayayım?” Dövüşün sonucunu beklemeden sırtını dönüp kaçmış. O zamandan beri yırtıcı hayvanın kendi izinde olduğunu düşünüyor ve mağaradan mağaraya, kulübeden kulübeye dolanıp duruyormuş. Ömer Hayyam’ın payına bu düşmüş. Üçüncüsü bir inanç adamıymış. Ellerini açıp, hâkim bakışlarını üzerine dikip, güzel sözler söyleyerek parsa doğru ilerlemiş. “Bu topraklara hoş geldin” demiş. “Arkadaşlarım benden daha zengindi, onları soydun, benden daha gururluydular, onları alçalttın.” Hayvan büyülenmiş, uysallaşmış ve dinliyormuş. Adam onun üzerinde egemenliğini kurmuş, onu evcilleştirmeyi başarmış. O zamandan beri hiçbir pars adama yaklaşmaya cesaret edememiş, insanlar da ondan uzak durmuşlar. Yazma, anlattığı kıssadan şu hisseyi çıkarır: “Kargaşa devri gelip çatınca kimse onun seyrini durduramaz, kimse ondan kaçamaz, ama bazıları onu kullanmayı becerir. Bu dünyanın yırtıcılığını, şiddetini Hasan Sabbah’dan daha iyi evcilleştirebilecek birisi çıkmadı. Alamut’ta çekildiği ininde kendine küçücük bir huzur alanı yaratabilmek
Sayfa 148·Kitabı okudu
Alıntı