Veciz bir ifadeyle ekledi Müdür mutluluk ve erdemin sırrı yapmak zorunda olduğun şeyi sevmetir. Tüm şartlandırmaların amacı budur. İnsanlara kaçınılmaz toplumsal yazgılarını sevdirmek.
Yarı deli bir kral, Nasreddin’i eşek çaldığı için idama mahkûm etmiş. Tam idam edilecekken Nasreddin haykırmış: “Bu hayvan aslında benim kardeşimdir, bir büyücü onu bu kılığa soktu, bir yıllığına bana teslim edilirse bizim gibi konuşmayı öğretirim ona!” Aklı karışan hükümdar sanığa vaadini yinelettirmiş, sonra da hükmünü vermiş: “Öyle olsun! Ama günü gününe bir yıl içinde bu eşek konuşmazsa idam edileceksin.” Oradan ayrılırken karısı Nasreddin’in yakasına yapışmış: “Böyle bir şeyi nasıl vaat edebildin? Bu eşek konuşmayacak, biliyorsun.” “Tabii ki biliyorum, diye cevap vermiş Nasreddin, ama bir yıl sonra kim öle kim kala? Bir yıl içinde kral da ölebilir, eşek de ölebilir, ben de ölebilirim.”
Türkiye’de durum daha da kötü. Ben Sultan Halife Abdülhamid’in resmi davetlisi değil miyim? Tıpkı Şah’ın yaptığı gibi, o da bana mektup üstüne mektup göndererek ömrümü kâfirlerin arasında geçiriyorum diye suçlamamış mıydı beni? Aslında şu cevabı vermekle yetinmeliydim: Şu güzel memleketlerimizi birer zindana çevirmeseydiniz, gidip Avrupalıların yanına sığınma ihtiyacı duymazdık!