Babil esaretlerinden beri sanki Kudüs hep düşüyordu. Düşüşün ruhi vebasını yaşıyordu Kudüs hep. Bir mozayık parçası gibi eklenmişti Roma bütününe sonraları. Ama ne yabancı parçaydı bu!
İnsan, Yaratıcı'nın önünde eğilendir; Tanrı'nın önünde eğildiği gibi Tanrı yolunda da eğilendir. Buna karşılık o, kendi nefsi önünde eğilmeyen, tabiata ram olmayan, eşyanın ve maddenin buyruğuna girmeyendir.
Ah! Evet, varoluş, bir Yitik Cennetin ortaya çıkarılışı davasıdır. Kavgamızın, iç ve dış kavgamızın sebebi bu. Ölümle hayat arasında iki yana da çarpa çarpa dönüşümüz ve bu baş döndürücü hunide kendimiz gibi dünyamızı da döndürüşümüz bunun için.