“Eğer sen, küçük kadın, hiçbir özel nitelik ve yeteneğin olmadığı halde, yalnızca kendi çocuğun yok diye öğretmenlik yapıyorsan, bu uğraşı seçmenin tek nedeni buysa, verdiğin zararların haddi hesabı yok demektir. Senin görevin çocukları eğitmektir. Eğitimci olarak görevini ciddiye almanın anlamı, çocukta sağlıklı bir cinselliğin gelişimini sağlamaktır. Oysa, insanın kendisi sevgiyi tanımadan, çocuklara cinsel eğitimi nasıl verebilir? Peki ama, sen şişman, beceriksiz ve bedenen çirkinsen! Yalnızca bu nedenle sen tüm yaşam dolu ve çekici bedenlerden nefret ediyorsundur. “Sevgi”nin tadını çıkarmamakla da suçluyor değilim seni (sağlıklı bir erkek seni sevemez çünkü); çocuklarda bulunan sevme yetisini anlamadığın için de suçlamıyorum. Çirkinliğini ve sevme yetisinden yoksunluğunu erdem konusu yaptığın, eğer rastlantı sonucu bir “modern okul”da çalışıyorsan, çocuklardaki tüm sevgiyi boğduğun, kendi acın ve öfkenle onu ittiğin için seni kınıyorum. Bu bir cinayettir işte, çirkin küçük kadın! Senin varlığının zararı var, yararı yok, çünkü sağlıklı insanların sağlıklı çocuklarını bozuyorsun, çünkü sen çocukların aşkını bir hastalık sayıyorsun. Sen zararlısın, çünkü sen bir fıçıya benziyorsun, yürürken bir fıçı gibi yuvarlanıyorsun, bir fıçı gibi düşünüyorsun, bir fıçı gibi eğitiyorsun. Kendi halinde bir köşeye çekilmektense, bu yaşama kendi çirkinliğini, kendi ikiyüzlülüğünü ve yapay bir gülümsemenin ardına gizlediğin sert öfkeni aktarıyorsun.”