Göçebe Bellek

Göçebe Bellek
@Fluxus
Goodbye to Language Jazz guitar/ Classical guitar, Piano
Mauss ve Sahlins gibi antropologların gösterdiği üzere, anlamlar üretim süreci içinde değil, karşılıklı toplumsal etkileşim süreci içinde yaratılır. Tarihsel materyalizm, kapitalizm öncesi oluşumları geçimlik konumlara indirgeyen faydacı/işlevselci bir toplum bakışına zincirlidir.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kapitalistler ürünlerini satmak için, bir metanın hayali veya gerçek faydasına yani "kullanma değerine" artık bel bağlamazlar. Bunun yerine, reklam sürecinde gösterenler, rasgeleymiş gibi metalara iliştirilir. Halk tarafından arzu edilen nitelikler (seksilik, kendine güven), metaların işlevselliğini veya maddi faydasını hesaba katmadan metalara yapıştırılır. Böylelikle, tıraş kremi cinsel çekimi davet eder; deodorantlar kendine güvenin garantisi olur; otomobiller aktif bir sosyal hayatın araçlarıdır; içecekler topluma girmenin, aşkın, popüler olmanın anahtarıdır. Bu süreç o derece gelişmiştir ki anlam biçimi kapitalist üretim biçiminin merkezi olmuştur.
Barthes anlambilimin, gündelik yaşamda anlam üreten süreçler içindeki tahakküm mekanizmalarını açığa çıkardığını ileri sürer.
Ancak Sartre, özneye rasyonellik açısından değil, anlam açı­sından bir merkez belirler. Bilinç anlamlar yaratır ve bu dünyada diğerleriyle birlikte kaybolduğunda dahi anlam üretir. Bazı teorisyenlere göre, özneyi bu şekilde kavramak, post-yapısalcı bir eleştirel teori açısından temeldir. Foucault gibi bir düşünürün Sartre'ın konumuyla ilgili sorunu, Sartre'ın özneyi dilbilimsel-toplumsal açıdan değil, ontolojik açıdan anlam üreten biri olarak teorileştirmesidir.
Sartre açısından asıl mesele öznelliktir: İnsan varlığı, tarihin süregiden bütünleşmesi içinde kendi özgürlüğünü nasıl tanı­yabilir ve gerçekleştirebilir? Diyalektik Aklın Eleştirisi'ndeki vurgu, kendini tanıma çabasında öznelerin karşılaştığı engeller üzerinedir. Diğer bir deyişle, Sartre'ın odaklandığı nokta, tahakküme karşı direnişin koşullarıdır.