Althusser’in hatırlattığı gibi, eğer fiziğin kıtasını Galileo açtıysa, tarihin kıtasını Marx açıyordu. Evet, tarihi “anlatış” biçimi tarihi dönüştürebilir.
Her şey, kendi gücü yettiğince, varlığını sürdürmeye çabalar...
Her şeyin varlığını sürdürmeye çabaladığı çaba şeyin edimsel özünden başka bir şey değildir.
İmkânsız aşk, sona ermiş, bitmiş, küllenmiş bir sevda değildir. Hiç değilse Çehov’un öykülerinde bulabildiğimiz bir üretkenliği vardır: Âşık olan kişiler onunla ayırt edilirler, bir araya gelirler ve tükenirler...
Proust, hiç de 'yüceltme' görünümü altında değil; bir 'kayıp gitme', 'bir aşksız kalakalma' anı olarak Odette’in bakışlarından, şu kapkara deliklerin hayalinden sıyrılıverir. Böylece 'imkânsız aşk', aşkın mümkün tek tarzı olarak çıkıyor karşımıza.