Kader kavramı yaşla gelen bir düşünce. İnsan gençken genelde düşünülmez bu ve her olan şey kendi istediğinin ürünü gibi görülür. Kendini taş ardına taş dizip koşacağı yolu yapan bir işçi gibi görürsün. Yalnızca çok çok ileri vardığında fark edersin ki yol zaten örülüdür, bir başkası onu senin için çizmiştir ve sana orada yürümekten başka bir şey düşmez.
Yıldızlara baktım, "Donarak ölmek üzere olan bir adamın onlara bakması ve bu parlaklık içinde hiçbir yardım ya da merhamet görmemesi ne kadar acı verici kim bilir?" diye düşündüm.
Uzun bir tarih perspektifinde aynı kaderi paylaşıyor güney halkları. İnsani ilişkilerin ve birey zenginliklerinin önem taşıdığı dönemlerde büyük uygarlıklar kurmuşlar. Daha sonra insani ilişkilerin sıfıra indiği, soyut emeğe dönüşmüş işgücü gerektiren sanayi döneminde güçlerini yitirmişler. Şimdi kuzeyin teknik üstünlüğü ve toplumsal örgütlenişini hayranlıkla izleyip ama yine de insani ilişkilerde, sofra adabında, dostlukta kendi geleneklerini sürdürerek yaşayıp gidiyorlar.
Batı'nin son yıllarda ürettiği plastik renkli bon bon müzikle, mutlu, sağlıklı ve dinamik ilişkiler yaratmak için giriştiği denemeler yanında bütün Akdeniz, Sicilya'dan Girit'e, Barselona'dan Mersin'e kadar yanık, trajik bir hüznün yankılandığı şarkılarla çınlıyor. "Meali anlamayan nesle aşina değiller."