Funda Katıkcı

Funda Katıkcı
@Fndktkc
"Hayatta korktuğun hiçbir şey yok mu?" diye sordum. "O kadar da aptal değilim" diye karşılık verdi. "Elbette ara sıra hayat beni de korkutur. Ama korku, yapmam gerekeni engellemez. Olanaklarımı sonuna dek, yüzde yüz kullanmak istiyorum. İstediğimi alacağım, istemediğimi bırakacağım. Hayatımı böyle yaşamak istiyorum, eğer işler kötü giderse, o zaman durup düşünürüm. Adaletsiz bir dünya aynı zamanda, tersinden bakıldığında, olanakları ta sonuna kadar kullanabilmene imkân sağlıyor." "Kulağa oldukça bencil bir hayatmış gibi geliyor." "Olabilir, ama armut piş ağzıma düş diye beklemem. Kendime göre çok çalışıyorum. Senin on katın çaba harcıyorum." "Evet büyük bir ihtimalle bu doğru." "Bazen etrafıma bakıyorum ve mideme kramplar giriyor. "Evet, büyük ihtimalle bu doğru.” "Bazen etrafıma bakıyorum ve mideme kramplar giriyor. Neden bu piç kuruları hiçbir şey yapmıyor, kıllarını kıpırdatmıyor ve şikâyet edip duruyorlar acaba, diyorum." Sesindeki acımasızlık beni şaşırtmıştı, Nagasava'ya bakakaldım. "Benim gördüğümse, insanlar çok çalışıyor. Bir deri bir kemik kalana kadar. Ya da ben mi yanlış görüyorum yoksa?" "Bu çok çalışmak değil. Sadece kas gücü kullanmak, o kadar" dedi, nokta koymak ister gibi. "Benim bahsettiğim 'sıkı çalışma', amacı olan ve kişinin kendisinin yönettiği bir şey." "Örneğin, başkaları tembellik yaparken, senin İspanyolca çalışman gibi mi?" "Tastamam öyle. Gelecek ilkbahar, İspanyolcayı mükemmel biçimde öğrenmiş olacağım. İngilizce, Almanca ve Fransızca zaten cepte, İtalyancada da başımın çaresine bakıyorum sayılır. Böyle şeyler çok çalışmadan başarılabilir mi?" Nagasava sigarasını içiyordu, bense Midori'nin babasını düşünüyordum. Televizyondan İspanyolca öğrenmeyi aklına bile getirmeyen bir adam vardı. Büyük ihtimalle, çok çalışma ile el emeği arasındaki
Sayfa 262 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Dil öğrenmek oyun gibi. Kuralları öğrendin mi, gerisi kendiliğinden geliyor..
Sayfa 261 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Bana burada bulunma nedenimizin, çarpık yanımızı düzeltmek değil, onu kabullenmek olduğunu; çünkü problemlerimizden birinin de bir problemimiz olduğunu fark etme ve kanıksama eksikliği olduğunu söyledi. Her birimizin nasıl kendimize özgü bir yürüyüş tarzı varsa, her birimizin hissetme, düşünme ve olaylara bakış biçimi de kendine özgü. Eğer bunu düzeltmek istersen, bu değişim bir gecede olmuyor ve eğer zorlama olursa başka bir yerden patlak veriyor. Doktor bana çok basite indirgenmiş bir açıklama yaptı; bu, sorunumuzun ancak bir bölümünü kapsıyor, ama sanırım onun ne anlatmaya çalıştığını anladım. Belki de kendi çarpıklıklarımıza hiçbir zaman adapte olamayacağız. Kendi içimizde bu deformasyonun yarattığı acı ve ıstırap için bir yer bulamadığımızdan ve bunlardan uzaklaşmak için buradayız. Burada olduğumuz sürece başkalarına acı vermiyoruz ve başkaları da bizi üzmüyor, çünkü hepimiz sorunlu olduğumuzu biliyoruz. Bulunduğumuz yer dış dünyadan tümüyle farklı. Dışarıda insanların çoğu, kaçıklığının bilincinde olmadan yaşıyor. Ama bizim küçük dünyamızda bulunmak için bu çarpıklık gereken önkoşul. Biz onu gururla sergiliyoruz, bir Kızılderili'nin hangi kabileden olduğunu belirten tüylerini sergilemesi gibi. Ve karşılıklı birbirimizi incitmemek için de kendi halimizde sessizce yaşayıp gidiyoruz.
Sayfa 116 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
Ama ben ölmekten korkmuyorum. Gerçekten. Mesela burada, duman her yeri sarar, kendimden geçerim ve ne olduğunu anlamadan ölürüm. Bunlar beni hiç korkutmuyor, özellikle de annemin ve ailemin başka üyelerinin nasıl öldüklerini gördükten sonra. Benim ailemde herkes, ağır bir hastalıktan acı çekerek ölüyor. Sanki kalıtsal bir şey bu. Çok uzun, upuzun bir süreç oluyor ve sonunda o kişinin artık ölü mü diri mi olduğunu bile anlamıyorsun. Acı ve ıstıraptan başka bir şey kalmıyor." ... "İşte böyle bir ölümden korkuyorum ben. Ölümün gölgesi, yaşamını yavaş yavaş ele geçirir, sen farkına bile varmadan her şey kararır, hiçbir şeyi seçemez olursun ve öyle bir durumdasındır ki, çevrendekiler seni diriden çok ölü sayarlar. Bundan nefret ediyorum. Kesinlikle buna katlanamam."
Sayfa 104 - Doğan Kitap·Kitabı okudu
ÖLÜM, YAŞAMIN KARŞITI OLARAK DEĞİL PARÇASI OLARAK VARDIR.. Bir kez sözcüklere döküldüğünde klişe görünüyor, ama o zamanlar bunu sözcükler değil, içimde bir düğüm olarak hissediyordum. Ölüm, kâğıt ağırlığının içinde de vardı, bilardo masasının üstünde sıralanmış kırmızı-beyaz dört topun içinde de. Ve hayatımız boyunca onu ince bir toz gibi ciğerlerimize çekip duruyorduk. O zamana kadar ölümü hep bağımsız, yaşamdan tümüyle ayrı olarak kabul etmiştim. Ölüm elbette günü gelince bulacak bizi, diye düşünüyordum, ama o güne kadar bizi rahat bırakır. Bu bana basit ve mantıklı bir gerçek gibi görünürdü. Yaşam bu yandaydı, ölüm ise öte yanda. Oysa Kizuki'nin öldüğü geceden itibaren artık ölümü (ve yaşamı) böylesine basit bir biçimde düşünemez oldum. Ölüm yaşamın karşıtı değildi artık. Ölüm, daha hayatımın başlangıcından itibaren yaşamımın bir parçasıydı, istesem de, istemesem de bunu hiçbir çaba unutturamazdı. O mayıs gecesinde on yedi yaşındaki Kizuki'yi aldığında, ölüm beni de ele geçirmişti. On sekiz yaşımın ilkbaharını, göğsümdeki o düğümlenmeyle ve bunu ciddiye almamaya çabalamakla geçirdim. Belli belirsiz de olsa, bir şeyleri ciddiye almanın insanı ille de gerçeğe götürmediğini hissediyordum. Ama sorunu ne kadar evirip çevirsem de, doğrusu şuydu: Ölüm bir hakikatti. Bu boğucu çelişkiye kendimi kaptırınca, sonsuz bir kısırdöngüye gömüldüm. Şimdi geriye dönüp bakınca, o günlerin çok garip olduğunu görüyorum. Tam yaşamın ortasında her şey ölümün çevresinde dönüyordu.
Sayfa 38 - Doğan Kitap·Kitabı okudu