Yağmur, gökyüzünün hüzünle yere eğilmiş hâlidir; her damlası, bulutların iç çekişidir sanki. Sessizce başlar, sonra usul usul çoğalır; ne bir çığlık atar ne de bir iz bırakır, ama dokunduğu her şeyi anlatır. Pencerelere vuran her damla, bir hatırayı fısıldar; kimi zaman bir vedayı, kimi zaman yarım kalmış bir gülümsemeyi. Toprak, onu özleyen bir sevgili gibi kokusunu salar göğe; insan ise o kokuda kaybolur, içinin ıssız köşelerine yol bulur. Yağmur, ne sadece sudur ne de yalnızca gökten düşen bir serinlik o, içimize yağan bir sessizliktir bazen, en gürültülü hâliyle…